Niyet Hayır,Akıbet Hayır…


Makbul Kulluk

Dilimizde bir deyim vardır: “Ne ekersen onu biçersin.” İnsanoğlu, bu dünyada bir çiftçi gibidir. Ömrü de tarlasıdır. Büyüklerimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Dünya hayatı sonbahara benzer. Yani toprağa tohum atma zamanı, ekim zamanıdır. Eğer sonbaharda tohum atmazsanız, ilkbaharda ekininiz yeşermez, yazın da ürün elde edemezsiniz. Öncelikle tohum atmak gerekiyor. Bu tohumu atarken de Allah’ın rızasına niyet etmek lazımdır. Eğer niyet sağlam olmazsa, amellerin karşılığı olmaz.”

Nasıl ki çiftçiliğin bir usulü, sistemi vardır; kulluğun da bir adabı usulü vardır. Çiftçi yanlış zamanda eker, yanlış usulleri uygularsa, mahsul alamaz. Aynı şekilde, kul da amel eder, çalışır çabalar fakat usulüne uygun yapmaz, gereken şartları yerine getirmezse kulluğu boşa gider.

Bu dünyada ektiklerimizin boşa gitmemesi için bazı şartları yerine getirmemiz gerekiyor. Nitekim Cenab-ı Mevlâ kurban ibadetinden hareketle müberra kitabımız Kur’an-ı Kerim’de buyuruyor:

“Bu hayvanların ne etleri ve ne de kanları Allah’a ulaşacaktır. Allah’a ulaşacak olan ancak sizin O’nun için yaptığınız gösterişten uzak amel ve ibadettir.” (Hacc, 37)

Yine buyurmuştur:

“De ki: Göğüslerinizin içinde olanı gizleseniz de, açıklasanız da Allah onu bilir.” (Âl-i İmran, 29)

Her iki ayet-i kerime de niyetin önemine işaret ediyor. Kulun öncelikle niyetini sağlam tutması gerekiyor. Nitekim Efendimiz s.a.v. de buyurmuştur:

“Ameller niyetlere göredir Herkese yalnız niyet ettiğinin  karşılığı vardır.” (Buharî; Müslim)

Bir diğer hadis-i şerif de şöyledir:

“Allah sizin bedenlerinize ve dış görünüşlerinize bakmaz. Fakat kalplerinize ve yaptıklarınıza bakar.” (Müslim; İbn Mâce)

Bunlara benzer ayet ve hadisler çoktur. Bütün bunlardan çıkardığımız ders, kulun sürekli olarak Allah rızasını hedeflemesi, ibadet ve taatini bu doğrultuda yerine getirmesi gerektiğidir. Aslında müslüman kimsenin bütün hayatı, rıza-yı ilahî çevresinde şekillenmelidir. Sadece yaptığımız ibadetler değil, günlük hayatta yaptığımız, yapmadığımız her şey Allah için olmalıdır.

Fahr-i Kainat Efendimiz s.a.v.’in buyurduğu “Allah için sevmek, Allah için buğzetmek, kızmak…” düsturu da işte bu noktaya dikkat çekmektedir.

Niyetten sonra bir diğer şart da takvalı olmaktır. Son asrın büyük alimlerinden Ömer Nasuhi Bilmen rh.a. takvalı olmayı şöyle tarif eder:

“Günlük hayatta herkes kendini takva ehli, zahid, faziletli kimselerden sayabilir. Fakat bu konuda sadece söz yeterli değildir, takvanın bir kısım belirtileri vardır. Kendisinde bu belirtiler bulunmayan insan takva ehli sayılamaz. Özetlemek gerekirse insan, dilini gıybetten, kalbini kötü zandan korumalıdır. İnsan kibirden, gururdan, başkaları ile alay etmekten, onu bunu küçük görmekten çekinmelidir. İnsan, yalan söylemekten, hainlikten, insanları kandırmaktan, kötü bid’atlara yönelmekten sakınmalıdır. Nihayet insan, bütün haramlardan sakınmalı, bütün ilahî emirlere itaat etmeye çalışmalıdır.”

Bu sözlerden de anlaşıldığı üzere takvalı olmak kalp ile dış görünüşün birbirine uyması, kişinin yürüdüğü hedeften bir an bile sapmamasıdır. Nitekim hikmet ehli zatlardan biri bu durumu çok güzel ifade etmiştir:

“Her kim şu yedi şeyin yanında yedi şeyi terk ederse, yaptıklarından fayda görmez:

• Allah Tealâ’nın yasaklarından sakınmadan havf yani korku hali ile yaşamak. Böyle bir kişi, “Ben Allah Tealâ’nın azabından korkuyorum!” der ancak günahlardan sakınmaz. Onun için bu adamın “Ben Allah’tan korkuyorum.” demesinin bir anlamı ve faydası yoktur.

• Devamlı recâ, ümit içerisindedir. Allah Tealâ’nın cennetini ve sevabını ümit eder ancak fiiliyatta hiçbir şey yapmaz. Bu kişi, “Ben ahirette Allah Tealâ’nın bana sevap vereceğini ümit ediyorum.” der, fakat bunu elde edebilmek için hiçbir salih amelde bulunmaz. Bunun söylediklerinin de kendisine hiçbir faydası yoktur.

• Amel etmek için niyet eder ancak niyet ettiği şeye doğru bir yönelme yoktur. Bu kişi kalben ibadet ve hayır işlemeye niyet eder, ancak niyet ettiği şeyi yapmaz. Onun niyetinin de kendisine bir faydası yoktur.

• Dua eder durur, ancak isteklerinin gerçekleşmesi için hiçbir çaba göstermez. Yani, Allah Tealâ’dan kendisini hayırlı işler yapmaya muvaffak kılması için dua eder, fakat duadan gayri hiçbir çabada bulunmaz. Onun yaptığı dua da kendisine bir fayda vermez. Dualarının kabul olunması için gayret göstermesi gerekir.

• Allah Tealâ’ya günahlarından dolayı istiğfar eder, ancak gerçek manada pişmanlık duymaz. Yani bu kimse devamlı “Yâ Rabbi, ben günahlarımın bağışlanmasını diliyorum.” der fakat gerçek manada pişmanlık duyup da günahlardan el etek çekmez. böylece onun yaptığı istiğfarın kendisine bir faydası olmaz.

• Amellerini devamlı açıkta, herkesin içinde yapar, tek başına kaldığında aynı gayreti göstermez. Bu hal riyaya yakındır, bu hali ona fayda vermez.

• İhlâs olmadan amel eder. Yani amel ve ibadetlerini yerine getirmede çok çalışır çabalar, ancak bunu yaparken Allah rızasını gözetmez. Elbette ihlâssız gayretler ona bir fayda sağlamaz.”

Dünya hayatı, bir kulluk mücadelesidir. Bu mücadeleden başarıyla çıkmanın şartı da Allah’a kulluk yapmaktır. İşte “niyet, ihlâs, takva, mücahede” gibi bütün şartlar Allah’a kulluğun olmazsa olmaz özellikleridir. Ömrümüz elimize geçen ilk ve son fırsatımızdır. Bu bilinçle hareket edip, bu fırsatı heba etmeden çalışıp çabalamak en akıl kârı iş olacaktır.

Rabbimizin tevfik ve inayetiyle…  

Mübarek EROL/Semerkand Dergisi

“Niyet Hizmettir ; Hizmet Nimettir…””


“Siz niyetinizi Allah(cc) için güzel yapın. Her işiniz güzel olur… Kulun güzel niyetini Allah(cc) bilsin yeter…” Gavs-ı Sani (ks)

      Belki bir gülümsemeyle başlar, hizmetin yolculuğu, kim bilir…

Kapısını çarpıp çıkmış gönlü kırık bir rûha rüzgar olur; nefes olur, yüzüne dokunur o tebessüm…
Bir adres sorana verilen saygılı bir cevaptır belki de, gönle işlenir gidilecek yer böylece…
Zannederiz ki, Allâh’ın yolunda hizmetin çeşitleri bellidir ve zannederiz ki, hizmet yolunda kariyer gerekir. Unutur gideriz, fark etmeyiz, bir annenin diplomasız pişirdiği yemektir hizmet… Bir babanın evine ekmek götürme arzusudur kalbindeki… Evlâdın attığı adımdır okula giden, çözdüğü sorudur hizmet… Zaman gelir, her biri yerini bulur elbet… Rabbiyle şah damarından daha yakın bir muhabbete benzer bu kapının yürekteki varlığı… Ağza atılan lokma, niyetine göre değişir zevk ü sefâ da olur, cevr u cefâ da… Gönle düşen o sihirli kelime var ya, işte odur hayata kalite getiren… “Niyettir” bizi vardığımız yerde bekleyen…
Bazen bir belgesel izlenirken duyulan şaşkınlıktır hizmet… Ardından O Yüce Yaratıcı’nın idrâk ötesi mükemmelliğini keşfetmek… Çünkü an gelir, o şaşkınlık, cümle olur, başka kulaklardan içeri girer, zihinlere oturur. Ve hizmet, Yüce Yaratıcı’nın yeryüzündeki imzalarının dillendirilmesiyle mânâ kazanır, bereket olur.
Sevmektir hizmet… Rabbin yarattığı muhabbeti çoğaltmaktır ve çoğalmasına vesile olmaktır. Çünkü sevmek fedakârlık, sevmek duâ, sevmek candır… Sevilene emektir, sevene rahmettir. İçine işleyen sıcaklıkla üşütmemektir kimseyi, kollamaktır dışarıda kalmış kimsesizleri… Sevdiğinin hizmetini kendi yoluna eklemek ve bereketlendirmektir dünyayı…
Hizmet bir zincirdir, başlatan da kazanır, sona eklenen de… Ve hayat, Muhabbetin Sahibi’ne karşı hizmete dönüşür, nihayet iki dünya şenlenir…
Bir kusuru örtmektir, bir yanlışı affetmek, tahammülü zor olana sabretmektir hizmet… Göze çarpan hatayı gönlünle silmek, dilinle yok etmektir. Dosta-düşmana muhabbetin perdesini açmak, soğuk bir kalbi yeniden ısıtmaktır. Tanımadığın bir mezarlıktan geçerken okuduğun bir Fâtiha’dır, bir rûhun damlattığı gözyaşını silen, iki kelimelik cümledir hizmet… Bir sofraya alınan ekmek, bir fakire verilen bozuk paradır cepteki…
Ama biz fark etmeyiz, önümüzdeki bir niyet ile güzelleşecek, hizmete dönecek sadelikleri… Büyütürüz gözümüzde atılacak adımları, külfetle başbaşa bırakırız onları… İsimler takarız, bahanelerini hazırlar, tembelliğimize kılıf ararız. Kurulacak bir cümle, yüreğe kabul olmuş bir ruh, yüzdeki minik bir tebessümün mânâsını değiştirmedikçe niyetimizle, iflah olamayız; ne bugünümüzde, ne geleceğimizde…

Artık bilmeliyiz, zahmet değil, zorluk değil, niyet ile kendi kendine çoğalan güzelliktir hizmet… Ve bekler… Sadeliklerden doğan, bütün gönüllerden âhirete azık olmaya adanan yola çıkmayı ister… Bekler..

                                           Fatma ALADAĞ/Şebnem DERGİSİ

Tövbe ve Kulluk


Ya Rabbi, bütün günahlarıma  ettim” demekle insan temizlenmiş olmaz.

Ne cins günah işlemişsek cümlesini terk etmek, pişman olmak gerekir.

 ve 

Tövbe kemalât yolunun başlangıcıdır. Günahlara tövbe etmeden Allah’ın rahmeti, yardımı olmaz. Rasulullah s.a.v. Efendimiz bile

-”Ben günde yetmiş (bazı hadislerde yüz) defa tövbe ederim.” buyurarak Allah’ın huzurunda tövbe ettiğini ümmetine duyurmuştur.

“İsmet” sıfatına sahip, yani ilahi yardımla günah işlemekten uzak olan Efendimiz tövbe istiğfar ederken ümmetinin bundan geri durması mümkün değildir. Allah yolunda olmak isteyen bir mümin önce tövbesini ikmal eder. İşlemiş olduğu günahlar için af dileyip, tekrar işlememeye azmeder. Nefsini günahlardan kurtarır. Sonra yapmakla görevli olduğu vazifelere yapışır. Salih ameller işler ve ilahi rızayı kazanmaya çalışır.

Günahların mahiyeti çok geniş, cinsi sayılamayacak kadar çoktur. Yaşadığımız zamanın kötü şartlarından kaynaklanan, nefsimizin hilelerinden, gazap ve şehvet duygularından kaynaklanan çeşitli günahlar vardır. Ayrıca  itikadıyla yaşanmazsa günahlar daha da artar. Çünkü dini doğru yaşamak, doğru inanç sahibi olmaya bağlıdır. İnanç bozuk olunca ameller de bozulur.

Günahların mahiyetini, nelerin günah ve yasak olduğunu bilmedikçe tövbeler de yerini bulmaz.İnsan önce günahın farkında olup onun için tövbe etmelidir.

“Ya Rabbi, bütün günahlarıma tövbe ettim” demekle insan temizlenmiş olmaz. Ne cins günah işlemişsek cümlesini terk etmek, pişman olmak gerekir. Hangi işlerimizin ve hareketlerimizin günah olduğunu idrak edip anlayamazsak bugün samimi tövbe etsek de bir süre sonra aynı günahı tekrar işleriz. Dolayısıyla tövbemizi bozmuş oluruz. En emin, en güvenilir yol, erkek ve kadın bütün müminler için takva sahibi olmaktır. Yani Allah’tan korkup, her an O’nun gazabına uğramamak için dikkatli olmaktır.

Gerçek tövbe insanı takvaya götürür. Takva sahibi kişi Allah’ın azametinden korkar, haram işleri terk eder, şüphelilerden sakınır ve böylece tövbesinde sabit kalır. Takva ehli insanlar günah kapılarının çoğunu kapatmış, küçük günahlarına bile pişman olduklarından, Allah tövbelerini kabul eder ve tövbelerinde sabit kalmaları için yardımcı olur.
Bir insan ne kadar din bilgisine, ilme sahip olursa olsun, öğrendikleriyle amel etmezse ziyan içindedir. Bir konuda bilgili olmak o bilgiyle yaşamak içindir. Aksi halde o bilgi yük olur, zarar verir sahibine.

Şeytan da çok bilgi sahibiydi. Fakat kibri yüzünden bilgisi onu teslimiyete götüremedi. İsyan etti ve kovuldu.

Şeytan, inadı ve nefsaniyeti nedeniyle hatasından dönmemiş, suçu Allah Tealâ’ya yüklemiş ve “Sen beni azdırdın!” demiştir. Adem Aleyhisselam işlediği hatadan tövbe ederken, İblis tövbeden kaçmış, aksine insanları yoldan çıkarmak için mühlet istemiş, Ümmet-i Muhammed’in ve diğer beşeriyetin önüne çıkmıştır.

Şu halde mesele bilmek değil, bildiği ile amel etmektir. İnsan bildikleriyle amel ederse Allah Tealâ ona bilmediklerini de öğretir, o kulunun elinden tutup yardım eder, doğruluğa ulaştırır.

 Mehmet ILDIRAR
(-Ruhuna El )

Tövbe ve 

Bu makalede bir tasavvuf terimi olarak tövbe anlatılmıştır, tövbe sözcüğünün diğer anlamları ve kullanımları için lütfen tövbe makalesin bakınız.

NOT:

http://www.nasihatler.com/nasihatlerden/tovbe-ve-kulluk.html

Vesile ..


Kişiyi Allahü teâlâya yaklaştıran, Allahü teâlânın nezdinde (katında) yakınlığa ve hâcetlerin yâni ihtiyâçların giderilmesine sebeb olan her şey.

Allahü teâlâ, âyet-i kerîmelerde meâlen buyuruyor ki:

Ey îmân edenler! Allahü teâlâdan korkunuz! O’na yaklaşmak için vesîle arayınız! (Mâide sûresi: 35)

Hazret-i Ömer, kuraklık sebebiyle kıtlık olduğu zaman, Resûlullah efendimizin amcası hazret-i Abbâs’ı vesîle ederek; “Allah’ım! Biz kıtlığa düştüğümüz zaman, Resûlullah’ı vesîle ettiğimizde, sen bize yağmur verirdin. Şimdi Resûlullah’ın amcasını vesî le ediyoruz, bize yağmur ver” der, Allahü teâlâ da onların bu dileklerini kabûl edip, yağmur verirdi. (Enes bin Mâlik)

Duânın kabûl olması için; Peygamberleri ve sâlih (makbûl, kıymetli) kulları vesîle etmelidir. (İbn-ül-Cezerî)

İbâdetler, duâlar, mübârek zâtlar, Allahü teâlânın rızâsına kavuşmak için hep vesîledirler. (Senâullah Dehlevî)

Mevlana Halid Bağdadî Hazretlerinin Bir Münacatı


Ey Rabbim!

Ey daima diri olan ve kâinatı ayakta tutan!

Ey semâları ve arzı bütün güzellikleriyle yaratan!

Ey celâl ve ikram sahibi Allah!

Bizi, sana lâyık bir ibadete muvaffak eyle!

Bizi istikametten ayırma!

Sâdât-ı kiram hazarâtının zahirî ve bâtınî amelleriyle bizi faydalandır.

Dünya ve ahirette onların şefaatlerinden bizi mahrum eyleme.

Bizi onlarla ve sâdık ihvanımızla haşreyle.

Onların tarikat ve muhabbetinde bizi sabit kıl.

Onların siretlerinden bizi ayırma.
Allah’ım, senden, kalbimi daima hidayette kılacak, perişanlığımı toplayacak, dînî hayatımı ıslah edecek, kaybettiğimi tekrar kazandıracak, şu anımı değerlendirecek, amelimi tertemiz kılacak, yüzümü ağartacak, beni rüşde erdirecek, her türlü kötülükten kurtaracak rahmetini istiyorum.
Allah’ım, bana sâdık îman nasib et.

Beni bir yakîne erdir ki küfürden korunmuş kıl.

Bir rahmet verip dünya ve ahirette aziz et.
Allah’ım, kaza anında kurtuluş ver.

Şehidler menziline erdir.

Saidlerin hayatını bildir.

Düşmanlarımıza karşı bize yardım et.

Peygamberlerini imdada gönder.
Allah’ım, hacetimi sana söylerim.

Görüşüm ne kadar kusurludur.

Rahmetine olan ihtiyacım sonsuzdur.

Ey bütün işleri çekip çeviren!

Ey sâdıklara şifa veren!

Ey azgın denizlerin dalgalarında boğulmak üzere olan zayıf kullarını selamete çıkaran rabbım!

Beni cehennem azabından koru.

Kıyamette ah u efgan ettirme!

Kabir azabından muhafaza eyle.
Allah’ım, hatalarımı görüşlerimin kusuruna, takatimin azlığına, niyetimin çürüklüğüne, kuruntumun bana ağır basmasına bağışla.

Aczimi itiraf ederek senin rahmetine sığınıyorum.
Allah’ım, bizi hidayete erdir. İnsanların hidayete ermesine bizi vesile kıl.

Bizi saptırma. İnsanların sapmalarına bizi vesile kılma.

Düşmanlarına karşı harbederken bizi muzaffer eyle.

Dostlarınla dost eyle.

Sevdiklerini sevdir, düşmanlarına düşmanlık ettir.

Sana karşı gelenle cihad edelim.
Allah’ım, kusurlarımızla beraber bu kadar dua edebildik.

Sen kabul eyle.

Kuvvet ve kudretimiz ancak seninledir.

Kopmayan ipin sahibi sensin.

Ceza gününün dehşetinden sana sığmıyorum.

Senin cennetini ümid ediyorum.

Sözlerine sâdık olan mukarrebunla bana rahmet etmeni diliyorum.

Kullarına merhamet eden, onları seven ancak sensin.

Sen dilediğini yaparsın.
Allah’ım, kalbimi nurlandır.

Kulağımı nurlandır.

Gözümü nurlandır.

Saçımı nurlandır.

Yüzümü nurlandır.

Etimi, kanımı, kemiklerimi, önümü, arkamı, sağımı, solumu, altımı, üstümü nurlandır. Nurumu artır. Beni nur eyle.
Allah’ım, Müslümanlara yardım et. Hak sözün söylenip dinin kuvvetlenmesi için bize kuvvet ver.

Senin huzurunda başını secdeye koyan mü’min kullarına devlet ihsan edip askerlerini muzaffer et. İki cihanda aziz et!

Amin.

El Fatiha…

Kaynak: Adab- Muhammed  b. Abdullah el-Hânî- Erkam Yayınları

Mevlâna Halid k.s. Hazretlerinin Duası


Mevlanâ Halid-i Bağdâdî k.s. hazretlerinin “Câliyetü’l-Ekdâr” isimli eseri uzun bir duadan ibarettir.

Doksan dokuz esma-i hüsna ve Ashab-ı Bedir’in isimlerini vesile kılarak dua etmiştir. Duayı şöyle bitirmiştir:

“Allahım!  Ya Allah, ya Rahman, ya Rahîm…

Senden, yüce isimlerinle, mükerrem meleklerinle, Rasullerinle, ki en faziletli salât ve selâmlar üzerlerine olsun, Ehl-i Bedr’in sendeki hakkı için ey Rabbim, onlara ilka/ihsan ettiğin nurundan bir göz açıp kapaması kadar da olsa ihsan etmeni, onlara verdiğin rahmet rüzgârlarından bana da vermeni diliyorum.

Ey Ehl-i Bedr! (Size ihsan edilen) hoş kokulu rahmet rüzgârlarıyla ve nurlarla bana yardım ediniz. Beni bütün desise ve belalardan kurtaracak gizli bir bakışla da olsa imdadıma koşunuz.

Ey Sâdât (efendilerim)! Sizden bu istekleri dilemeye ben layık olmasam da, bu liyakatsizliğimi görmezden gelerek ve hoşgörülü davranarak bu nazarla imdadıma yetişirsiniz.

Benim amellerim her ne kadar korkulan sarp yollar, uçurumlar gibi olsa da, sizin korumanızı maksat edinenler için himayeniz rahatlık ve kolaylıktır. Zira sizler, sizin himayenizin, Kur’an’ın muhkemi olduğunu söylüyorsunuz. Sizler saygı ve cömertliğin incelikleriyle saygı duyulanlarsınız. Sizler Yüce Sevgili’ye götüren vesilelersiniz. Sizler en sağlam yola sevk eden vasıta ve vesilelersiniz. Sizler hidayete ermişlerin en üstünüsünüz. Sizler yol gösteren yıldızlarsınız. Sizler düşmanların üzerine atılan taşlar gibi onları bertaraf edenlersiniz. Sizler zifiri karanlığın kandillerisiniz. Sizler, helak olmak ve boğulmak üzere olan herkesi çekip kurtaranlarsınız. Ben ise sizin zelil, hakir, kusur dolu, hata dolu kölenizim.

İsm-i Azam’ın hürmetine Ya Allah, ya Vahid, ya Ehad, ya Ferd, ya Samed, ya Mevcud, ya Cevâd, ya Bâsıt, ya Vedûd, ya Kerîm, ya Vehhab, ya Zü’t-Tavl, ya Hannân, ya Mennân, ya Gani, ya Muğnî, ya Fettah, ya Rezzâk, ya Alîm, ya Halîm, ya Hay, ya Kayyûm, ya Rahman, ya Rahim, ya Bedîu’s-Semâvâti ve’l-Arz, ya Zü’l-Celâli ve’l-İkram!

Haramından uzak tutup beni helalinle yetir. Senin dışındaki şeyleri benden uzaklaştırıp fazlınla beni zengin kıl. Onların senin üzerindeki hakkı hürmetine Ya Rabbi! Ey Rabbim! Ben senin ve onların kopmaz kulpuna sımsıkı tutunmuşum ve maksada ulaştıracak yegane sebep olan senin ve onların sağlam ipine sımsıkı sarılmışım.
Ey Bedir ehli! (Bana yardım edin!)

Allahım! İsm-i celâlin hürmetine senden nimetin devamını, korumanın tamamını, rahmetin genişliğini, afiyet vermeni, yaşamın daha da rahat olmasını, en mutlu ömrü, en kâmil ihsanını, en geniş nimetini, en hoş ve tatlı fazlını, en faydalı lütfunu diliyorum.

Allahım! Bizim lehimize ol, aleyhimize olma! Allahım! Bize verdiğin mühleti saadetle sonlandır. Emellerimizi fazlasıyla gerçekleştir. Sabah ve akşamlarımızı afiyetle birleştir. Sonumuzu ve gidişatımızı rahmetine eriştir.
Günahlarımızın üzerine affının rahmet kovalarını dök. Ayıplarımızı ıslah ederek bize ihsanda bulun. Takvayı azığımız, bütün gayretimizi rızanda kıl, bütün tevekkül ve itimadımızı ancak Zatına mahsus eyle. Bizi istikamet yolu üzerinde sabit kıl. Bu dünyada ve kıyamet gününde nedamet gerektiren şeylerden bizleri koru.

Allahım! Günahların yükünü bizden hafiflet ve bizi iyilerin hayatıyla rızıklandır (onlar gibi hayat ver). Önemsediklerimizle bu dünyada ve ahirette bize sen kâfi ol. Şerli kimselerin şerrinden ve yalancıların hilelerinden bizleri uzak tut. Bizim boyunlarımızı, babalarımızın, annelerimizin, üstadlarımızın, şeyhlerimizin boyunlarını cehennemden azad et.

Ya Azîz, ya Cebbâr, ya Kerîm, ya Settâr, ya Gaffâr, ya Alîm, ya Hâliku’l-Leyli ve’n-Nehâr!

Efendimiz, koruyucumuz, sadık, emin Muhammed ’e, âline, ashabına ve müminlerin anneleri olan hanımlarına, nesline, temiz ve güzel ehl-i beytine ve kıyamete kadar onları takip eden nesle salât olsun, peygamberlere de selam olsun. Hamd alemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.

Semerkand, Kasım 2011 155.SAYI