About dualarimiz

sadece dua

dualar


    • ZALİM VE KÖTÜLERE KARŞI YARDIM DUASI


    • Okunuşu: Rabbi e’ınni ve la tu’ni ‘aleyye vensurni ve la tensur ‘aleyye vemkürli ve la temkür ‘aleyye vehdini ve yessirli’l-hüda vensurni ‘ala men beğa ‘aleyye. Rabbic’alni leke şekkaran, leke zekkaran, leke rahhaben, leke mıtva’an leke muhbiten, ileyke evvahen müniba. Rabbi tekabbel tevbeti, va’ğsil havbeti, ve ecib da’veti, ve sebbit hücceti, ve seddid lisanı, vehdi kalbi, veslül sehimete sadri.
      Anlamı: Rabbim! Bana yardım et, aleyhime olan şeylere yardım etme. Bana zafer ver, aleyhime zafer verme. Lehime tertip kur, aleyhime tertip kurma. Bana hidayet et ve hidayeti bana kolaylaştır. Bana zulmeden kimseye karşı yardım et. Rabbim! Beni Sana çok şükreden, Seni çok zikreden, Senden çok korkan, Sana itaat eden, Sana saygı gösteren, Sana yönelen ve tövbe eden kimsen yap. Rabbim! Tövbemi kabul et, günahımı temizle, duamı kabul buyur, delilimi sabit kıl, dilimi doğru yap, kalbime hidayet ver, göğsümün kin ve hasedini çıkar. (Tirmizi, De’avat, 114; İbn Hıbban, Ediye, No:947; İbn Ebi Şeybe, Dua, No: 29381)

    • TEHLİKEYE DÜŞTÜĞÜ ZAMAN OKUNACAK DUA


    • Okunuşu: Bismillahirrahmanirrahim, uela havle uela kuvvete illa billahi’l-aliyyi’l-azım
      Anlamı: Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla. “Yüce ve ulu Allah’dan başka güç ve kuvvet sahibi yoktur” dersen o hali senden uzaklaştırır. (Nevevi,Ezkar,110)

    • HASAN BASRİ’NİN DUASIAnlamı: Hamd, Allah’a özgüdür. Ey Rabbimiz, bizi yarattığın, bize rızk verdiğin, bize doğru yolu gösterdiğin, bize öğrettiğin, bizi sapkınlıktan kurtardığın, kederimizi giderdiğin için sana hamd ederiz. Bize, İslâm’ı ve Kur’ân’ı bağışladığın için sana hamd ederiz. Bize esenlik verdiğin, düşmanlarımızı bozguna uğrattığın, bize bol rızk verdiğin, bizi güvenlik içinde bir araya getirdiğin için sana binlerce hamd ve senalar olsun.
      Ey Rabbimiz, bize eski, yeni, gizli, açık, özel ve genel olarak verdiğin nimetler için ve biz, diriyken, ölüyken, burada ve gayb âleminde iken verdiğin nimetlerin için sana hamd ederiz. Sen hoşnut oluncaya dek sana hamd ederiz. Sen hoşnut olduğunda da sana hamd ederiz.

    • HERŞEYİN “EN HAYIRLISINI” İSTEME DUASI

      Okunuşu: Allahümme inni es’elüke hayra’l-mes’eleti ve hayrad-dü’ai ve hayra’n-necahi ve hayral ‘ameli ve hayres-sevabi ve hayra’l-hayati ve hayral-memati. Ve sebbitni ve sekkıl mevazini ve hakkık imanı verfe’deracati ve tekabbel salati veğfir hatieti ve es’elüked-deracati’l-‘ula mine’l-cenneti. Allahümme inni es’elüke fevatiha’l-hayri ve havatimehü ve cevami’ahu ve evvelehu ve zahirahu ve batınehu ve’d-deracati’l-‘ula mine’l-cenneti, âmin. Allahümme inni es’elüke hayra ma ati ve hayra ma ef’alü ve hayra ma a’malü ve hayra ma batane ve hayra ma zahera ved-deracati’l-‘ula mine’l-cenneti, amin. Allahümme inni es’elüke en terfe’a zikri ve teda’a vizri ve tusliha emri ve tütahhira kalbi ve tuhsıne ferci ve tünevvira li kalbi ve teğfira li zenbi. Ve es’elüked-deracati’l-‘ula mine’l-cenneti, amin. Allahümme inni es’elüke en tübarike lifi nefsi ve fi sem’i ve fi besari ve fi ruhi ve fi halki v fi huliki ve fi ehli ve fi mahyaye ve fi memati ve fi’ameli fetekabbel hasenati ve es’elüke’d-deracati’l-‘ula mine’l-cenneti, amin.
      Anlamı: Allah’ım! Senden istenen şeylerin hayırlısını, duanın hayırlısını, kurtuluşun hayırlısını, işlerin hayırlısını, sevabın hayırlısını, hayatın hayırlısını, ölümün hayırlısını istiyorum. Beni dinimde sabit kıl, mizanda sevaplarımın ağır gelmesini nasip eyle, imanımı gerçek eyle, derecelerimi yükselt, namazımı kabul eyle, günahımı bağışla. (Allah’ım!) Senden cennette yüksek dereceler istiyorum. Allah’ım! Senden benim için hayırları açmanı, işlerimin hayırla sonuçlanmasını, önceki, açığı ve gizlisi ile her türlü hayın, cennette yüksek dereceler istiyorum. (Allah’ım!) Duamı kabul eyle. Allah’ım! Senden gelecekte olacak şeylerin hayırlı olanlarını, yaptıklarımın hayırlısını, gizli şeylerin hayırlısını, açık olan şeylerin hayırlısını ve cennette yüksek dereceler istiyorum. (Allah’ım!) Duamı kabul eyle. Allah’ım! Senden şanımı yükseltmeni, günahlarımı silmeni, işlerimi ıslah etmeni, kalbimi temizlemeni, tenasül uzvumu korumanı, kalbimi nurlandırmanı, günahımı bağışlamanı ve cennette yüksek dereceler istiyorum. (Allah’ım!) Duamı kabul eyle. Allah’ım! Senden nefsim, kulağım, gözüm, ruhum, yaratılışım ve ahlakım, ailem, hayatım ve ölümüm ve işlerim hakkında benden razı ol, hayır ve hasenatımı kabul eyle ve cennette yüksek dereceler istiyorum. (Allah’ım!) Duamı kabul eyle. (Hâkim, De’avat, No: 1911)

    • DERSLERİ ANLAMA (ÖĞRENCİLER) İÇİN DUALAR

      Okunuşu: Allahümmerhamni biterki’l-maası ebeden ma ebkaytenı verhamnı en etekellefe mala yanını uarzuknı husnen nazarı fıma yurdike annLAllahümme bedıa’s-semauati ue’l-ardı zelcelali ve’l-ikrami ue’l-izzetilletı la tiıramü, es’elüke ya Allahü ya rahmanu bicelalike ve nuri ueehike en tulzime kalbi hıfza kitabike kema allemtenı uerzuknı en etlüvehu ale’n-nahuillezı yurdike annı.Allahümme bedia’s-semavati ue’l-ardı zelcelali ve’l-ikrami ve’l-ızzetilletı la türamu,es’elüke yaAllahu ya rahmanu bicelalike ve nuri vechike en tünevvire bikitabike basarı ve en tutlika bihı lisanı ve en tüferrice bihı an kalbi ve en teşraha bihı sadrı,ve en tümlie bihı bedeni, li ennehu la yuınunı ale’l-hakkı gayruke vela yu’tıhı illa ente vela havle vela kuvvete illa billahi’l-aliyyi’l-azim
      Anlamı: Allah’ım! Beni hayatta bıraktığın sürece günahları terk ettirmekle bana merhamet eyle. Beni ilgilendirmeyen işleri bana yükleme.Seni razı edecek şeylere güzel bakmayı bana nasip eyle. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı,ey ulaşılmayacak kadar yüksek celal ve ihsan sahibi, ey Allah, ey Rahman! Celalin hürmetine, yüzünün nuru hürmetine, Kur’an’ı istediğin gibi ezberlememi nasip eyle. Seni razı edecek şekilde okumamı nasip eyle. Ey gökleri ve yeri yaratan celal ve ikram sahibi, ey ulaşılamayacak kadar yüksek izzet sahibi Allah’ım, ey Allah, ey Rahman! Celalin ve yüzünün nuru hürmetine kitabınla gözümü nurlandırmanı, dilimi çözmeni, kalbimi genişletmeni ve bedenimle onu yaşamamı isterim. Çünkü hakka karşı bana senden başkası yardım edemez, onu ancak sen verirsin. Güç ve kuvvet ancak yüce ve ulu Allah’

    • HZ. FATMA’NIN OKUDUĞU FAKİRLİK DUASIAnlamı: Ey yedi kat göğün ve büyük arşın sahibi olan Allah’ım! Bizim Rabbimiz, her şeyin Rabbi olan yüce Allah… Ey Tevrat’ı, İncil’i ve Kur’an-ı Kerim’i indiren, taneyi ve çekirdeği çıkaran yüce Rabbim! Alnından tutup hesaba çekeceğin her şeyin şerrinden sana sığınırım ya Rabbi! Sen öyle evvelsin ki, senden evvel hiç kimse yoktur. Sen öyle ahirsin ki, zatından sonra hiçbir şey yoktur. Sen öylesine açıkta ve görünürsün ki, senin üzerine hiçbir şey yoktur. Sen öylesine sır ve gizlisin ki, senin önünde hiçbir şey yoktur. Ya Rabbi! Bana borcumu ödememi ve fakirliğimi gidermemi nasip et.


    • FİTNELERİN ŞERRİNDEN ALLAH’A SIĞINMAK İÇİN DUA

      Okunuşu: Allahümme feinni euzü bike min fitneti’n-nari ve azabi’n-nari,ve fitneti’l-kabri, ve azabi’l-kabri ve min şerri fitneti’l-ğina ve min şerri fitneti’l-fakri, ve euzü bike min şerri fitneti’l-mesıhi’d-deccal.Allahümmağsil hatayaye bimai’s-selci ve’l beredi, ve nakkı kalbi mine’l-hataya kema nekkayte’s-sevbe’l-ebyada mine’d- denesi ve baid beyni ve beyne hatayaye kema baette beyne’l-meşrıki ve’l-mağribi. Allahümme feinni euzü bike mine’l-keseli ve’l-herami ve’l-me’semi ve’l-mağrami.
      Anlamı: Allah’ım! Cehennem fitnesinden ve cehennem azabından sana sığınırım. Kabir fitnesinden ve Kabir azabından sana sığınırım. Zenginlik fitnesinin şerrinden ve fakirlik fitnesinin şerrinden sana sığınırım. Deccal Mesih fitnesinden sana sığınırım. Allah’ım! Hatalarımı kar ve dolu suyu ile yıka. Kalbimi hatalardan arıt, tıpkı beyaz çamaşırı kirden arıttığın gibi. Doğu ile batıyı birbirinden ne kadar uzaklaştırmışsan, benide günahlardan o kadar uzaklaştır. Allah’ım! Tembellikten, ihtiyarlıktan, günahtan ve borçtan sana sığınırım. (Müslim,3/2078)

    • GÜÇ DURUMLARDA OKUNACAK DUA

      Okunuşu: Hasbünallahu ve ni’me’l-Vekil.
      Anlamı: Allahu Teala bize yeterli bir yardımcı ve en büyük bir destektir.

    • ŞEYTAN’IN VESVESESİNDEN KURTULMAK İÇİN OKUNACAK DUA

      Okunuşu: Allahümmec’al fi kalbi nuren ve fi sem’l nuren ve fi basarı nuren ve fevki nuren ve tahti nuren vec’alni nura.
      Anlamı: Allah’ım, kalbime, kulaklarıma, gözlerime, nurundan ihsan eyle, nurunla her tarafımı paklandır.

  • ÜZÜNTÜLÜ DURUMLARDA OKUNACAK DUA

    Okunuşu: Allahümme inni abdüke vebnü abdike vebnü emetike nasiyeti bi yedlke madm fi hükmüke adlün fi kadaüke es’elüke bi külli’smin hüve leke semmeyte blhl nefseke ev enzeltehüfi kitabike ev allemtehu ehaden mln halkıke evlste’serte blhl fi ılmi’l-ğaybi indeke en tec’ale’l-Kur’ane rabia kalbi ve nura sadri ve celae ğamml ve zehabe huznl ve hemmi.
    Anlamı: Allah’ım! Ben Senin kulunum, kulunun oğluyum, hanım kulunun oğluyum, perçemim elinde, hükmün hakkımda geçerli, hakkımdaki kazan bir adalettir, zatına isim olarak seçtiğin veya kitabında indirdiğin veya mahlukatmdan herhangi bir kimseye öğrettiğin veya gayb ilminde kendi zatına tahsis ettiğin bütün isimlerinle senden Kur’an’ı gönlümün ilkbaharı, göğsümün nuru, tasamın cilası, kederimin ve hüznümün gidericisi yapmanı istiyorum. (İmam-ı Ahmed)

Çeşitli DUA lar



    • Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Rüyada Öğrettiği DuaAnlamı: Allah’ım, senden yalvararak diliyorum; Ey gizliyi bilen! Ey göğü kudreti ile bina eden! Ey yeri izzeti ile döşemiş olan! Ey celalinin nuru ile güneşi ışık merkezi, ayı yol gösterici kılan! Ey her temiz nefse yönelen! Ey korkanların, gönlü temiz olanların korkusunu gideren! Ey yaratıkların ihtiyaçlarını ve dileklerini yerine getiren! Ey Yusuf’u kölelik boyunduruğundan kurtaran! Ey kulların ihtiyaçlarını zatına iletmek için aracı koymayan! Her dilek sahibinin müracaatını doğrudan doğruya kendisi dinleyen, karşılığını veren ve hiçbir yardımcıya muhtaç olmayan Rabbim! Sana gelenleri engelleyecek kimse yok kapında. Sen öyle bir Rab’sin ki; sana müracaat edip isteyenlere verdikçe hazinen azalmaz, dileyenlerin çokluğu cömertliğini azaltmaz, bilakis yağmur gibi yağar, yağdırırsın. Ya Rabbi! Peygamberin Hz. Muhammed’e (s.a.v.), O’nun ali ve ashabına sonsuz selam olsun. Duamı kabul et, istediğimi lutfet. Çünkü sen herşeye gücü yetensin!

    • İmâm Şafiî’nin DuasıAnlamı: O’ndan başka ilah yoktur. O, üstündür, hikmet sahibidir. Muhakkak ki Allah katında din, İslâm’dır. Ben de Allah’ın tanık olduğu şeye tanıklık ederim ve bu tanıklığı, Allah’a emanet ederim, onu bana kıyamet gününde versin. Allah’ım her türlü âfet ve belâdan, gece ve gündüz gelecek musibetlerden, kutsallığının nuruna, kutluluğunun büyüklüğüne, temizliğinin azametine sığınırım. Hayırdan başka bizi her şeyden koru, bize yalnız hayır ver Allah’ım. Sığınacağım varlık sensin, sana sığınırım, sığınılacak yer sensin, sana iltica ederim, yalnız senden yardım dilerim, ey huzurunda zorbaların küçüldüğü, Firavunların boyunlarının eğildiği Rabbim. Senin yüzüstü bırakmandan, örttüğünü açmandan, senin zikrini unutmaktan, şükründen yüz çevirmekten sana sığınırım. Gece ve gündüz, uykuda ve uyanıkken, hazarda ve seferde, hayatta ve ölünce senin himayendeyim. Seni anmak benim şiarım, seni övmek benim örtümdür. Senden başka ilah yoktur. Azametini yüceltmek için, zâtının yüceliğini anmak için seni tesbih eder, sana hamd ederim. Ya Rabbi, beni yüz üstü bırakma, kullarının şerrinden beni koru.

    • Hz. Ali’nin DuasıAnlamı: Allah’ım! Belâ ve musibetlerden, düşmanların sevinmesinden, hapsedilmekten, bağlanmaktan, sopa ve kamçılarla dövülmekten sana sığınırım. Allah’ım! Benim günahlarım sana zarar vermez, senin bana merhamet eylemen de senden bir şey eksiltmez. Allah’ım! Senden bu ayda; iyilik, fetih, yardım, bereket, bol rızk, aydınlık, temizlik ve hidayet dilerim. Bu ayın şerrinden, bu ayda cereyan edecek olayların şerrinden ve bu aydan sonra cereyan edecek olayların şerrinden sana sığınırım.

    • Hz. Muaz ile Bilal’in DualarıAnlamı: Allah’ım! Gözler uyumuş, yıldızlar kaybolmuştur. Sen ise sağsın ve herşeyi kudret elinde tutansın. Allah’ım! Cenneti arayışım ağır, ateşten kaçışım zayıftır. Allah’ım! Bana bir va’dde bulun ki, kıyamet günü senin va’dine dayanayım. Şüphe yoktur ki, sen va’dine muhalefet etmezsin.

    • Kadir Gecesi DuasıAnlamı: Aişe validemiz, “Şayet Kadir Gecesi’ne tevafuk edersem nasıl dua edeyim?” diye Allah Resulü’ne sormuş, Fahr-i Kâinat Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de ona, “Ellâhümme inneke afüvvün, tuhibbu’l-afve fa’fü annî” (Allah’ım! Şüphesiz Sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affet.) (Tirmizi, Da’avât 89) duasını öğretmiştir.

    • Uhud Savaşı sonrası Peygamberimiz’in (s.a.v.) duâsı
      Anlamı: “Allah’ım! Hamdın tamamı sana aittir. Senin ihsanına kimse karşı çıkamaz. Senin tuttuğunu da kimse alamaz. Sapıttığını kimse hidayete erdiremez. Hidayete erdirdiğini de kimse sapıtamaz. Verdiğini kimse engelleyemez ve engellediğini de kimse veremez. Uzaklaştırdığını da kimse yaklaştıramaz. Allah’ım bize bereket, rahmet, fazl ve rızkını ihsan eyle… Allah’ım! Değişmeyen ve zeval bulmayan nimetini istiyorum. Allah’ım! Yokluk gününde yardımını, korku gününde emniyetini istiyorum. Allah’ım! Bize verdiğin ve vermediğin şeylerin şerrinden sana sığınırım. Allah’ım! Bizleri Müslüman olarak öldür ve Müslüman olarak dirilt. Bizi aldatılmadan ve zelil olmadan salihler zümresine ilhak eyle. Allah’ım! Peygamberleri’ni yalanlayıp senin yolundan insanları alıkoyanları da helak et. Azabını ve cezanı onların üzerine indir. Allah’ım! Kendilerine kitap verilen kâfirleri helak et.”

    • Ma’ruf-u Kerhi’nin DuasıAnlamı: Dinim için, dünyam için, beni ilgilendiren meselelerim için kerim olan Allah bana kafidir. Bana zulmedenden daha kuvvetli bulunan alim olan Allah bana yeter. Bana kötülükle yaklaşanın belini kırabilecek derecede şiddet ve kuvvete sahip olan Allah bana kafidir. Rahim olan Allah ölüm anında bana kafidir. Kabirde sorguya çekildiğim anda Allah bana kafidir. Hesap zamanında kerim olan Allah bana kafidir. Mizanın yanında latif olan Allah bana kafidir. Sıratın yanında, kadir olan Allah bana kafidir. Allah bana kafidir. İlah ancak O’dur. O’na yaslanırım. O büyük arşın sahibidir.

    • Hz. Ali’nin Cenazeyi Kabre Koyduktan Sonraki DuasıAnlamı: Allah’ım! Bu adam senin kulundur ve iki kulunun oğludur. Sana misafir gelmiştir. Sen ise misafir kabul edenlerin en cömertisin. Onun kabrini genişlet ve günahlarını bağışla. Zira biz onu iyi biliyoruz. Bununla beraber sen onu bizden daha iyi bilirsin. Senden başka ilah bulunmadığına, Muhammed’in (s.a.v.) kulun ve Resulün olduğuna şahitlik ederdi.

    • İHTİYAÇ DUASI

      Okunuşu: Allahümme inni es’elüke tevfika ehli’l-huda, ve a’male ehli’l-yakini ve münasahate ehli’t-tevbeti ve azme ehli’s-sabri, ve cidde ehli’l-haşyeti ve talebe ehli’r-rağbeti ve teabbude ehli’l-vera’i ve irfane ehli’l-ilmi hatta ahafek. Allahümme inni es’elüke mehafeten tahcuzüni an ma’sıyetike hatta a’mele bitaatıke amelen estehikku bihi rıdake ve hatta unasıhake bi’t-tevbeti havfen minke ve hatta uhlisa leke’n-nasihate hubben leke ve hatta etevekkele aleyke fi’l-umuri ve hüsni zannin bike. Sübhane Haliki’n-nur.
      Anlamı: Allah’ım, Sen’den gerçek imanlı zatların başarısını, ermiş takıylerin amellerini, tevbe ehlinin öğütleşmesini, sabır ehlinin azmini, korku ehlinin ciddiyetini, seni isteyenlerin arzusunu, takva ehlinin ibadetini, ilim erbabının irfanını isterim ki, Sen’den gereği gibi korkayım. Allah’ım, Sana isyandan çekindirecek bir korku ver ki Sana itaat ile öyle amel edeyim, onunla rızana layık olayım, Sen’den korkarak içtenlikle Sana döneyim, sırf Senin sevgini kazanmak için içten öğüt vereyim. Her işte Sana güvenip, Sana sığmayım, Sana hüsn’ü zan besliyeyim. Nurun yaratıcısı Cenab-ı Hakk’a teşbih ederim.

  • ALLAH VE RESULÜNÜ SEVME DUASI


  • Okunuşu: Allahümme inni es’eluke hubbeke ve hubbe men yühıbbüke ve’l-amele’l-lezi yübelliğuni hubbeke. Allahümmec’al hubbeke ehabbu ileyye min nefsi ve ehli ve mine’l-mai’l-baridi.
    Anlamı: Allah’ım! Sevgini, seni seven kimsenin sevgisini ve sevgine ulaştıracak ameli istiyorum. Allah’ım! Sevgini, bana canımdan, ailemden ve soğuk sudan daha sevimli eyle. (Tirmizi, De’avat, 74)

Oruç hakkında mezheplerimizdeki hükümler hakkında bilgiler


İmam-ı a’zam Ebu Hanife Hazretleri

Sual: Oruç hakkında mezheplerimizdeki hükümler hakkında bilgi verir misiniz?
CEVAP
Ramazan orucuna niyetin son vakti, Hanefi’de öğleye bir saat kalıncaya kadar, diğer üç mezhepte imsak vaktine kadardır.

Üç mezhepte, Ramazan orucu için her gece niyet gerekir, Maliki’de Ramazanın ilk gecesi bir ay oruca niyet sahihtir.

Şafii’de, kulak tabii menfez [delik] dir. Kulağa konan sıvı katı her şey, mideye girmiş gibi orucu bozar.

Diğer üç mezhepte sadece ilaç konursa bozar. Şafii’de idrar yolu da tabii menfezdir. Buraya pamuk konsa bile orucu bozar.

Diğer mezheplerde bozmaz.

İğne vurulmak, dört mezhepte de orucu bozar.

Dişler arasındaki yemek kırıntısını yutmak Hanefi’de orucu bozmaz, diğer üç mezhepte bozar.

Lavman Maliki’de orucu bozmaz, diğer üç mezhepte bozar.

Unutarak yiyip içmek, üç mezhepte orucu bozmaz, Maliki’de bozar.

Ramazanda oruçlu iken yiyip içene Hanefi ve Maliki’de kefaret gerekir, Şafii ve Hanbeli’de sadece kaza gerekir. Hanımı ile beraber olana dört mezhepte de kefaret gerekir.

Kan aldırmak Hanbeli’de orucu bozar, diğer üç mezhepte bozmaz. Abdest alırken, mübalağa etmeden boğaza su kaçarsa, Şafii ve Hanbeli’de oruç bozulmaz. Hanefi ve Maliki’de bozulur.

Ramazanda karı koca beraber olursa, Şafii ve Hanbeli’de kefaret kocanın üzerine olur, Hanefi ve Maliki’de ikisine de kefaret gerekir.

Maliki’de oruçlu iken hanımını öpmek haram, diğer üç mezhepte haram değildir. Ancak cünüp olmak ihtimali varken öpmek mekruhtur. Hanımı öpünce mezi gelirse üç mezhepte oruç bozulmaz, Hanbeli’de bozar.

Şafii ve Hanbeli’de, nafile oruç veya nafile namaza başlayan, tamamlamadan bozarsa, kazası vacip değil, Hanefi ve Maliki’de vaciptir.

Yalnız Cuma günü oruç tutmak Hanefi ve Maliki’de caiz, Şafii ve Hanbeli’de mekruhtur. İmam-ı Ebu Yusuf da mekruh dedi. Bu bakımdan Hanefiler yalnız başına Cuma günü oruç tutmamalıdır.

Sadaka-i fıtır, Hanefi’de Ramazan-ı şerifte verilir. Ramazandan önce ve bayramdan sonra da vermek caiz ise de, bayram namazından önce verilmiş olması daha çok sevaptır. Şafii’de Ramazandan önce, Maliki’de ve Hanbeli’de ise bayramdan önce verilemez. Hanefi’de nisaba ulaşanın fıtra vermesi vacip, diğer üç mezhepte, bir günlük yiyeceği olanın fıtra vermesi farzdır. Hanefi’de hanımın fıtrasını kocası vermez, diğer üç mezhepte vermesi lazımdır.

Hoşgeldin Ya Şehr-i Ramazan


Selmân-ı Fârisi (r.a) anlatıyor: Resûl-i Ekrem Efendimiz, Şabanın son gününde bize irâd ettiği bir hutbede şöyle buyurdular:

— Ey insanlar, büyük ve mübarek bir ay yaklaştı, gölgesi başınıza geldi.

Bu öyle bir ay ki, içinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi vardır.

Allahü Teâlâ Hazretleri o mübarek ayın gündüzlerinde orucu farz, gecelerinde namazı meşru kıldı.

Bu ayda küçük büyük bir hayır yapan başka aylarda bir farz edâ etmiş gibi sevaba nail olur. Bu ayda bir farz ifâ etmek başka aylardaki yetmiş farz yerine geçer.

Bu ay, Allah için açlık ve susuzluğun, tâat ve ibâdetin meşakkatlerine sabır ve tahammül ayıdır. Bu ay mü’minin rızkını artıracak aydır.

Bu ayda her kim bir oruçlu mü’mine iftar edecek bir şey verirse, yaptığı bu iş, günahının bağışlanmasına ve ateşten âzâd olmasına sebep olduğu gibi, oruçlunun ecrinden de hiçbir şey eksiltmeksizin, onun ecri kadar sevaba nail olur. As-hab’dan bazıları:

— Yâ Resûlallah, hepimiz oruçluya iftar edecek birşey verecek durumda değiliz, dediler. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Efendimiz:

— “Allahü Teâlâ bu sevabı bir tek hurma ile bir içim su ile, bir yudum süt ile oruçlu mü’mine iftar ettirene de verir”, buyurdular.

— Bu ayın evveli rahmet, ortası mağrifet, sonu da cehennemden kurtulmaktır. Bu ayda her kim, kölesinin, hizmetçisinin işini hafifletirse, Allah onu ateşten azad eder. Binaenaleyh, bu ayda şu söyleyeceğim dört hasleti fazlasıyla bulundurmaya çalışınız. Bu dört hasletten ikisinde Rabbınızı razı kılarsınız, diğer ikisinden ise hiçbir vakitte müstağni olamazsınız.

Rabbınızın rızasına sebep olan hasletlerin birisi, Kelime-i Şehâdet’e devam etmeniz, diğeri Allah’dan mağfiret dilemenizdir. Müstağni olmayacağınız iki hasletin biri, Allahü Teâlâ’dan cenneti dilemek, diğeri cehennemden Allah’a sığınmaktır.

Her kim, oruçluya bir yudum su verirse, Allahü Teâlâ ona, benim havzımdan öyle bir su içirecektir ki, cennete girinceye kadar bir daha susuzluk çekmeyecektir.

(Buhârî)

tevbe de acele etmek.


“Ölüm gelmeden önce tevbe etmekte acele ediniz.”

(Münâvî, Feyzü’l-kadîr, V, 65)
Cenâb-ı Hak, insanoğlunu doğuştan hayra daha fazla meyilli olarak halketmiştir. Ancak, doğduğu andan itibaren yakın ve uzak çevresi, onun şekillenmesine tesir eder. Evlatlar, temiz fıtratlarıyla anne-babaya teslim edilen ilâhî emânetlerdir.

Bu hakikat, Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle beyân edilmiştir:

“(Ey Rasûlüm!) Sen yüzünü hanîf olarak dîne, Allâh insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise ona çevir! Allâh’ın yaratışında değişme yoktur! İşte dosdoğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler.” (er-Rûm, 30)

Ebeveynin, böyle temiz bir fıtratla yaratılıp kendisine emânet edilen yavrularını, hayır-hasenat ile tezyin etmeleri zaruridir. Onlar, ellerine teslim edilmiş bu ilâhî emânetleri, iyilik ve güzelliklerle bezeyebilecekleri gibi günah ve kötülüklere de alıştırabilirler. Bu hakikati Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle ifade buyurmuşlardır:

“Her doğan çocuk, İslâm fıtratı üzere (temiz ve günahsız olarak, tevhîde meyilli bir şekilde) doğar. Daha sonra ana-babası onu (inançlarına göre) ya hristiyan, ya yahûdî ya da mecûsî… yapar.” 

(Müslim, Kader, 22; Buhârî, Cenâiz, 92)

Her insanın iç âleminde müsbet ve menfî temâyüller bir arada bulunmaktayken, insanın doğuşta hayra daha fazla meyilli olması çok hikmetlidir. Bu özellik, öncelikle Allah Teâlâ’nın rahmetinin gazabını geçmesinin kulları üzerindeki bir tecellîsidir. Diğer taraftan yine bu hadîs-i şerîf, hâricî şartların ve toplumun, çocukluk çağındaki insanlara ne kadar çok tesir ettiğini göstermektedir. Öyle ki, o ilk çocukluk yıllarındaki sâfiyet, berraklık ve temizlik dikkatle korunmadığı takdirde zamanla kirlenmeye ve yok olmaya başlar.

Bu sebeple çocuğun eğitimi öncelikle anne kucağında başlar. Annenin ağzından çıkan her kelime, çocuğun şahsiyetine konulan bir tuğla mesabesindedir. Anne yüreği, çocuğun eğitim gördüğü bir sınıftır. Bir Arap atasözünde dendiği gibi, “el-Ümmü medresetün: Anne bir mekteptir.” Şefkatin en büyük menbaı, analardır. Ana terbiyesinden mahrum çocukların terbiyesi güçleşir. Yüksek karakterli kişiler daha çok, sâlihâ annelerin yetiştirdiği evlatlardır.

Böyle sâlih ebeveynin terbiyesinde büyüyen çocukların ilk öğrendikleri davranışlar, tekrar ede ede alışkanlıklar hâline dönüşür. Ama kötü bir âile veya toplum içinde büyüyen çocuklarda da kötü alışkanlıklar yeşermeye başlar. Sonuç olarak bu alışkanlıklar, insanı belli bir kalıba sokar ve artık insan, tekrar edegeldiği bu alışkanlıkların esâreti altında yaşamaya başlar.

Mevlânâ Hazretleri, mânevî dünyadan uzaklaşarak süflî arzularla dolan kimselerin hâlini bir hikâye tarzında şöyle tasvir etmektedir:

“Tatlı sözlü, fakat sert huylu adamın biri yol üstüne dikenli çalı dikmişti.

Yoldan geçenler onu ayıpladılar;

“Bunları sök at.” dediler.

Fakat o ihmal etti ve onu sökmedi. O dikenli çalı, her an biraz daha büyüyor, çoğalıyordu. Halkın ayağı, diken yarası ile kanlara bulanıyordu. Geçenlerin elbisesi dikenlerden yırtılıyor, yalın ayak gezen yoksulların ayakları paramparça oluyordu. Bir Hak dostu o adama;

“Bunları sökmelisin!” diye emir verince, o:

“Evet, sökerim.” dedi. Fakat “Yarın, öbür gün sökerim!” diye ihmal etti. Bu müddet içinde de diktiği dikenler kökleşti, kuvvetlendi. Yine Hak dostu olan kişi ona:

“Ey vaadini yerine getirmeyen, sözünde durmayan kişi!.. Beri gel, söz verdin, sürüncemede bırakma! Vazifeni yerine getir, artık daha fazla ihmal etme!.. (Helâke yaklaşıyorsun!..)” dedi. Çalıyı diken adam:

“Merak etmeyin, sökerim.” dedi.

O Hak dostu:

“Çabuk ol, işi savsaklama, vaadini yerine getir!” diye nasihat etti.

“Sen yarın bu işi görürüm diyorsun ama, şunu iyi bil ki, gün geçip gittikçe o dikenler daha çok artıyor, kuvvetleniyor.

Onu sökecek olan sen de ihtiyarlıyorsun, güçten kuvvetten düşüyorsun. Şunu bil ki, diken güçlenmede, boy atmada; diken sökecek kişi olan sen ise ihtiyarlamaktasın; gü­cün kuvvetin de devamlı eksilmede… Çabuk ol, vaktini boşa geçirme… Kendi helâkini hazırlama!…”

Hikâyede mecâzî olarak ifade edilen dikenler, insandaki benlik, bütün nimetleri kendinde toplama hırsı, israf çılgınlığı ve her çeşit günah ve kötü alışkanlıklardır. Bu günahlar, farkında olmadan insanın rûhânî hayatını zedeleyerek onda merhametsizlik, duygusuzluk, Allah’ın mahlûkâtına hizmetten uzak kalmak ve kendini beğenme (ucub) gibi menfî hâllere sevk eder. Bu ise, insanın kalbinin mânen ölüm hastalığına yakalanması demektir. Kalbin günah dikenlerinden kurtuluş yolunun ancak takvâ ile olduğunu şu misal ne güzel ifade eder:

Hazret-i Ömer, bir gün Übey bin Kâ’b -radıyallâhu anh-‘a takvânın ne olduğunu sormuştu. Übey -radıyallâhu anh- ona:

“Sen hiç dikenli bir yolda yürüdün mü ey Ömer?” dedi.

Hazret-i Ömer:

“Evet, yürüdüm.” karşılığını verince bu sefer:

“Peki, ne yaptın?” diye sordu. Hazret-i Ömer de:

“Elbisemi topladım ve dikenlerin bana zarar vermemesi için bütün gücümü sarf ettim.” cevâbını verdi.

Bunun üzerine Übey bin Kâ’b şöyle dedi:

“İşte takvâ budur.” (İbn-i Kesîr, Tefsîr, I, 42)

Takvâ, insanın kendi fânîliğini unutmamasıdır. Zira ham nefsin mayasında fânîliğe isyan vardır. O nefis, sonsuzluğun seyyâhı olmak ister. Dünyadaki fânî hayatın kabına sığamaz. Ebedîliğin hasretiyle fânilikten kaçış hâlindedir. Bu yüzden fânîliği hatırlatan ölüm, nefsin gözünde korkunç hâle gelir. Aklın ve kalbin icabı ise, kuru bir ölüm korkusu yerine, nefsânî arzuları bertaraf edip amel-i sâlihlerde bulunarak ölümü güzelleştirmektir. Kelâm-ı kibârda buyrulur:

“Dünyadan ebedîlik isteme, kendinde yok ki, sana versin!..”

Hazret-i Ömer de, dünyanın gerçek yüzünü ifade eden ve bu fânî dünyada hür yaşamanın yolunu gösteren hikmetli kelâmlarında:

“Dünyaya az meylet ki, nefsinin esaretinden kurtulup hür yaşayasın!..” buyurmaktadır.

Hiçbir zaman unutulmamalıdır ki, günahlar, cennet yasaklarıdır. İnsan bu hatalarını artırdıkça, cennete girme imkânı da daralmış olmaktadır. Bu yüzden hatalardan vazgeçilecek, yeni ve güzel amel-i sâlihler edinilecek mevsim, gençlik devridir. Zira gençlikte Allah’a yaklaşmak, hem daha kolay, hem de daha bereketlidir. Fakat bu hususta da aceleci olmak ve hayırlı niyet ve amelleri tehir etmemek gerekmektedir. Çünkü ömür kısa, vakit ise hızla tükenmektedir. Nitekim:

“Yarın diyenler helâk oldu!..” buyrularak nefsin en büyük tuzaklarından biri olan erteleme ve ihmal etmeye dikkat çekilmiştir. İnsanın ölümü sık sık ve derin olarak tefekkür etmesi de, tevbenin kıvamını arttırır. İmam-ı Rabbânî Hazretleri buyurur:

“Ölmek felâket değildir, asıl felâket öldükten sonra başa gelecekleri bilmemektir.”

Hazret-i Ali -kerremallâhu vecheh- de:

“Dünya arkasını dönmüş gidiyor, âhiret ise yönelmiş geliyor. Bunlardan her ikisinin de kendine has evlatları var.

Sizler âhiretin evlatları olun.

Sakın dünyanın evlatları olmayın.

Zira bugün amel var hesap yok, yarın ise hesap var amel yok.” buyurmaktadır.

İnsanın kötü alışkanlıklar edinmesinde, yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, çevresinin çok büyük bir rolü vardır. Zira insanlar, bulundukları ortama göre şekil alırlar. Kötü çevrenin tesiriyle başlangıçta tedirgin bir şekilde ilk hatalarını işleyen insanlar, bu konuda bir ikaz veya mânî ile karşılaşmadıkları müddetçe, işlediği günahlar kulağa hoş gelen bir mûsikî gibi onları gaflete dûçar ederek mânevî dünyalarını hüsrana uğratır. Bu yüzden insanlar; sahip oldukları akıl, irâde ve gönül dünyalarının rûhânî ahengi içinde menfî ortamlardan uzaklaşmazlarsa, kalbler, yavaş yavaş o ortamın rengine boyanmaya başlar.

Bu hususta Gazâlî Hazretleri:

“Gâfillerle zihnî yakınlık, zaman içinde kalbî ünsiyete döner. Bu da kişinin helâkine sebep olur.” buyurmaktadır.

İnsan kelimesinin kökü, ünsiyet ile alâkalıdır. Bu sebeple insanoğlunun kalbî hayatı da içinde bulunduğu toplumun seviyesine göre, ya rûhâniyete mazhar olur veya harâbe hâline döner. Netice olarak kurtuluş yolu samimi ve amel-i sâlihlerle takviye edilen bir istiğfardan geçer. Lâyıkıyla tevbe edebilmek, ancak kalbin seviyesine bağlıdır. Zîra Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-:

“Günah işlemekten vazgeçmek, tevbe ile uğraşmaktan daha kolaydır.” buyurmuştur.

Ezcümle tevbede dikkat edilecek hususlar da şunlardır:

İlk olarak yapılan hataların farkına varılmalıdır. Zira nefis ve şeytan, insana yaptıklarını süslü ve güzel gösterir. Bir kötülük baştan kerih gelse bile, tekrar ede ede basitleşir ve insana normal gelmeye başlar. Bu yüzden öncelikle yapılacak şey, iyi ile kötünün farkına varmaktır.

Bu hususta insanın, bizzat hatanın küçük veya büyük olmasından ziyâde kime karşı yapıldığına dikkat etmesi gerekir.

Kendisine sayısız nimetler veren Rabbine karşı unutkanlık, isyan ve nankörlükte bulunmak, elbette hataların en büyüğüdür. Öyleyse küçük-büyük farkında önce, kendisini her ân gözeten, her türlü ihtiyacını karşılayan Cenâb-ı Hakk’a karşı kulluk ve itaatteki durumumuz daha ehemmiyetlidir. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, bir müminin günah karşısındaki sıkıntısını şöyle ifade buyurur:

“Mü’min, günâhını şöyle görür: O, sanki üzerine her an düşme tehlikesi olan bir dağın dibinde oturmaktadır. «Dağ üzerine düşer mi?» diye korkar durur. Fâcir (günahkâr) ise, günahı burnunun üzerinden geçen bir sinek gibi görür.” (Buharî, Deavât 4; Müslim 3)

İkinci olarak, hatalardan dolayı pişmanlık duyulmalıdır. Sadece dil ile tevbe etmek veya pişman olmak yeterli olmaz. Samimî ve bir daha yapmamak üzere derin bir pişmanlıkla tevbe edilmesi gerekmektedir. Zira âyet-i kerimede buyrulur:

“Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının.

Ne babanın evlâdı, ne de evlâdın babası nâmına bir şey ödeyemeyeceği günden çekinin.

Bilin ki, Allah’ın vaadi hakikattir.

Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve şeytan,

Allâh’ın affına güvendirerek sizi kandırmasın!” 

(Lokman, 33)

Eğer yapılan hatalar, insanlara zulüm şeklinde ise, hak sahibinden helâllik dilemek ve hakkını iâde etmek gerekir.

Ayrıca Allâh nazarında tevbekâr sayılmak için, tevbe ederken Allâh’ın rızâsı dışında, mal ve sıhhat endişesi gibi dünyevî bir gâye güdülmemelidir. Sadece insanların dedikodusu ve ayıplamasından sakınarak, günah işlemeyi terk etmek; netice itibariyle hayır ise de, Allâh’ın rızâsını kazandırmaya yetmeyebilir.

Üçüncü husus, kendisini kötü yola sevkeden çevre veya arkadaşların değiştirilmesi, yeni ve daha güzel bir çevreye müracaat edilmesi gerekir. Güzel, temiz ve mutlu bir hayatı kucaklayıp ömür boyu bahtiyar yaşamanın ilk şartı, sâlih ve sâdık kimselerle bir arada olmaktır. Zira âyet-i kerîmede:

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sâdıklarla beraber olun!” (et-Tevbe, 119) buyrulmuştur.

İnsanların sâlih ve sâdıklarla beraber olması ve dolayısıyla sâdık ve sâlih oluşu; kıyamet gününde de fayda verecektir. Nitekim diğer bir âyet-i kerimede de:

“O gün sâdıkların sıdkının fayda göreceği bir gündür…” (el-Mâide, 119) buyrulmaktadır. İmam-ı Şâfiî de bu hususta şöyle buyurur:

“Kendini Hak ile meşgul etmezsen, bâtıl seni işgal eder.”

Dördüncü husus, yapılan hata ve günâha geri dönmeyi, ateşe atılacakmış gibi çirkin ve kötü görmek gerekir. Bir daha o günaha kaydırabilecek vasıtalara bile yaklaşmamalıdır.

Tevbe, ya küfürden ya da günahtan olur. Küfürden tevbe edip iman edenin tevbesi, kesinlikle makbuldür. Günahtan tevbe edenin tevbesi ise, samimiyet ve pişmanlıkla yapıldığı takdirde makbuldür. Bunun şartı da, kulun tekrar o günâha dönmemesidir.

Zâten,”Günâhtan tevbe, nedâmet ve istiğfardan ibârettir.” (Ahmed bin Hanbel, VI, 264) hadîs-i şerîfi de, tekrar günaha düşürmeyecek bir tevbeye işâret etmektedir. Enes İbni Mâlik -radıyallâhu anh-‘den rivâyet edildiğine göre Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:

“Üç özellik vardır; bunlar kimde bulunursa o, imanın tadını alır: Allâh ve Rasûlünü, (bu ikisinden başka) herkesten fazla sevmek. Sevdiğini Allah için sevmek. Allâh kendisini küfür bataklığından kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmeyi, ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmek…”

(Buhârî, Îmân 9, 14; Müslim, Îmân 67. Ayrıca bk. Tirmizî, Îmân 10)

Tevbe ve istiğfarda bulunmak için illâ günah işlemiş olmak gerekmez.

Nitekim Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“Ey insanlar!.. Rabbinize tevbe edin. Allâh’a yemin ederim ki, ben Rabbim Tebârek ve Teâlâ Hazretlerine günde yüz kere tevbe ederim.” 

(Müslim, Zikr, 42) buyurmuşlardır. (1)
Kendisi bu şekilde Cenâb-ı Hakk’a ilticâ eden Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, insanın hataya karşı zaafını ve bunun reçetesini de şöyle hülâsâ etmiştir:

“İnsanoğlunun her biri hata işler. Ancak hata işleyenlerin en hayırlısı tevbekâr olanlarıdır.” 

(Tirmîzî, Kıyâme, 50; İbn-i Mâce, Zühd, 30)

Bu itibarla bâzen bir günah, affı için bin gözyaşı ister; bâzen de bir damla yaş, bin günahı temizler.
Son olarak, Allâh Teâlâ’nın tevbe kapısının herkese, her an ve her günah için açık olduğunu unutmamalıdır. Lâkin tevbenin şartlarına da dikkat edebilmelidir. Nitekim âyet-i kerimede, hem Allâh’ın rahmetinin genişliğine dikkat çekilmiş, hem de bir an önce Allâh Teâlâ’ya dönülmesi istenmiştir:

“Ey kendilerinin aleyhinde çalışarak haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar.”

“Size azap gelip çatmadan önce Rabbinize dönün, O’na teslim olun. Sonra size yardım edilmez.”

(ez-Zümer, 53-54)

Tevbe ve istiğfar için, Allah’ın rahmetinin coştuğu vakitler olan seherleri ganimet bilmelidir. Gece ve gündüz, her fırsatta tevbe etme imkânı varken, özellikle seher vaktinde tevbe ve istiğfar etmenin ayrı bir ehemmiyeti vardır. Âyet-i kerîmede buyrulur:

“O muttakîler, geceleri pek az uyurlar, seher vakitlerinde de istiğfâra devâm ederlerdi.”

(ez-Zâ­ri­yât, 17-18)

Hülâsâ tevbenin seviye kazanabilmesi için şu hususları da nazara almak îcâb eder:

Tevbe edenin kalbinden çıkan ilk söz, “acziyet”in itirafı olmalıdır. İçimizdeki sefil “ben”likten bir zerre bile kalmış ise, tevbe ve duâ gayesine varamamış demektir. Tevbede dilenilen, ilâhî rahmet ve berekettir. Tevbede isteriz ki, sonsuz bir kudret sahibi olan Hak Teâlâ bize acısın ve üzerimize lutfunu yağdırsın!.. Şunu iyi bilmek îcâb eder ki, büyük ruhlar, yani Peygamberler ve Hak dostları, dâimâ istiğfar ve duâ hâlinde yaşayanlardır.

Ya Rabbî! Aşk, vecd ve samîmî gözyaşlarıyla ilâhî rahmet ve mağfiretinden nasîb alabilmemizi lutfeyle!.. İlâhî rızâna nâiliyet ümidiyle, yarattıklarına merhameti, gönüllerimizin tükenmez hazinesi kıl!.. Âmin.

1.Aynı hadîs-i şerîf, ‘yetmiş kere’ şeklinde de rivâyet olunmuştur. (Buhârî, Deavât, 3; Tirmîzî, Tefsir, Muhammed  Sûresi)

Osman Nuri Topbaş

Kabul Olan Dua …


Hava döner ve yağmur öncesi gök gürleyip adaya yıldırımlar düşmeye başlar.Bir yıldırım da adamın kulübesine düşer ve kulübe yanmaya başlar.Kabul Olan Dua

 

Kabul Olan Dua

Bir adam gemi ile yolculuğa çıkar.  uzun ve meşakkatlidir.
Zorlu saatler sürerken çok büyük bir dalga gelip gemiyi alabora eder. Gemi ters döndükten sonra bu adamın dışında hiç kimse kurtulamaz. Adam can havliyle dilinde dualar ile tutunabileceği bir tahta parçası ararken gemiden kopan büyük bir parça sanki kendisine ikram edilmiş gibi yanına gelir. Adam hemen bu tahtanın üstüne çıkarak canını kurtarır.

Bir kaç günlük  sonunda dalgalar adamı ıssız bir adaya sürükler. Kendini karaya atan adam büyük bir sevinç içerisinde hemen şükür secdesine kapanır ve Allah’a hamd eder.
Daha sonra adayı gezip tanımaya çalışır. Bakar ki adada yaşam pek de kolay değildir. Yiyecek olarak pek birşey yoktur. Su bulması ise zaman alır.
Geçen zaman içinde balık avlayıp karnını doyurur ve soğuyan hava şartları karşısında bir kulübe yapmaya karar verir.
Bulduğu çalı çırpıyı toplayıp koparttığı ağaç dallarından kendisine kışı geçirebileceği bir kulübe yapar. Ancak bu şartlar kendisini oldukça zorlamaya başlamıştır.
Bir gün ellerini açıp Allah’a ;

-”, beni buradan kurtar” diye dua eder.

Birden hava döner ve yağmur öncesi gök gürleyip adaya yıldırımlar düşmeye başlar. Bu yıldırımlardan bir tanesi de adamın kulübesine düşer ve kulübe yanmaya başlar.

Adam şaşkınlık içindedir. Ettiği duaya karşılık Allah’ın bu felaketi başına verdiğini düşünerek isyan etmeye başlar.

-”, ben senden beni kurtarmanı istedim oysa sen benim kulübemi yerle bir ettin. Ben şimdi kışı nerede geçirip nereye sığınacağım? ” diyerek isyanını açığa vurur.

Aradan bir kaç saat geçmiştir ki adam adaya bir motorun yanaştığını görür. Motordakiler sanki adaya araştırma yapmaya çıkmış gibi etrafı araştırmaktadırlar. Adam hemen sahile koşup motordakilerin yanına giderek durumunu anlatıp kendisini kurtarmalarını ister. Motorun kaptanı da;

-”Bizim gemimiz açıkta bizi beklemekte biz de zaten sizi almaya gelmiştik” der. Adam hayretler içinde;

-”İyi ama siz benim burada olduğumu nereden bildiniz?” diye sorar. Motor kaptanı şöyle cevap verir;

-”Ateş yakıp dumanla işaret verdiniz ya.. biz de sizin zor durumda olduğunuza kanaat getirerek adaya geldik” der.

Adam az önce Allah’a ettiği isyan için gözlerinden gelen yaşı silerken dudaklarından şunlar dökülür;

-”Allahım beni affet, senin rahmetini bilemedim Ya Rabbi..”

“Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir.ALLAH (c.c.) bilir de siz bilmezsiniz.” (, 216)

 bu durum için ne de güzel söylemiş;

Hak şerleri hayr eyler
Zannetme ki gayr eyler
Ârif anı seyreyler

Sen Hakka  kıl
Tefviz et ve rahat bul
Sabreyle ve râzı ol

Kalbin O’na berk eyle
Tedbirini terk eyle
Takdirini derk eyle
Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler

Hallâk-ı Rahim oldur
Rezzâk-ı Kerîm oldur
Fa’âl-i Hakîm oldur
Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler

Bil Kadi-i hacâtı
Kıl ana münâcâtı
Terk eyle murâdâtı
Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler

Bir işi murad etme
Olduysa inad etme
Haktandir o reddetme
Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler

Hakkın olacak işler
Bostur gam-u tesvişler
Ol hikmetini işler
Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler

Hep işleri fâiktır
Birbirine lâyıktır
Neylerse muvafıktır
Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler

Dilden gamı dûr eyle
Rabbinla huzûr eyle
Tefvîz-i umûr eyle
Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler

Sen adli  sanma
Teslim ol evde yanma
Sabret sakın usanma
Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler

Deme şu niçin şöyle
Yerincedir o öyle
Bak sonuna sabreyle
Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler

Hiç kimseye hor bakma
İncitme  yakma
Sen nefsine yan çikma
Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler

Mü’min işi reng olmaz
Âkıl huyu ceng olmaz
Ârif dili teng olmaz
Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler

Hoş sabr-i cemîlimdir
Takdîr kefilimdir
Allah ki vekilimdir
Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler

Her dilde anın adı
Her cânda anın yâdı
Her kuladır imdâdı
Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler

Naçar kalacak yerde
Negâh açar ol perde
Dermân eder ol derde
Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler

Her kuluna her ânda
Geh kahr u geh ihsânda
Her ânda o bir sânda
Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler

Geh mu’tî u geh mânî
Geh dâr u geh nâfî
Geh hâfiz u geh râfî
Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler

Geh abdin eder ârîf
Geh eymen u geh hâif
Her kalbi odur sârif
Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler

Geh kalbini boş eyler
Geh hulkunu hoş eyler
Geh askina dûş eyler
Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler

Geh sâde vü geh rengin
Geh tâbin eder sengin
Geh hürrem ü geh gamgin
Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler

Az ye az uyu az iç
Ten mezbelesinden geç
Dil gülsenine gel göç
Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler

Bu nâs ile yorulma
Nefsinle dahî kalma
Kalbinden ırâg olma
Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler

Geçmisle geri kalma
Müstakbele hem dalma
Hâl ile dahî olma
Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler

Her dem anı zikreyle
Zirekliği koy şöyle
Hayrân-i Hak ol söyle
Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler

Gel hayrete dal bir yol
Kendin unut anı bul
Koy gafleti hazır ol
Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler

Her sözde nasîhat var
Her nesnede ziynet var
Her işte ganîmet var
Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler

Hep remz u işârettir
Hep gamz u beşârettir
Hep ayn-ı inâyettir
Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler

Her söyleyeni dinle
Ol söyleteni anla
Hoş eyle kabul cânla
Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler

Bil elsine-i halki
Eklâm-i Hak eyle Hakki
Ögren edeb-u hulku
Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler

Vallâh güzel etmiş
Billâh güzel etmiş
Tallâh güzel etmiş
Allah görelim n’etmiş
N’etmişse güzel etmiş

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz. (r.a.)
(Marifetnâme)

Devamını Oku: http://www.nasihatler.com/bir-tutam-muhabbet/kabul-olan-dua.html

Kabir azabı var mı?


Peygamberimiz (s.a.v.) ümmetini uyararak şöyle haber veriyordu: “İleride kabir azabını inkâr edecek gruplar olacak.

Onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar.”
Bu nedenle de İslam akaid âlimleri kabir azabını ve şefaati inkâr eden grupları inançta sapık ve yoldan çıkmış mezhepler olarak nitelendirirler.
Kabir azabının varlığına Kuran-ı Kerim’de deliller vardır:

Bu konudaki en açık delillerden birisi firavun ailesinin uğradığı azabı anlatan ayettir:
“Onlar sabah akşam ateşe sunulurlar. Kıyamet günü de, Firavun’un adamlarını en çetinine sokunuz denilir.” (Mümin, 46)
Bu ayeti kerime kabir azabının şu anda olduğunu gösteriyor. Çünkü ayet, kıyametteki azaptan önce firavun ve avanesinin şu anda sabah ve akşam azaba uğratıldığını gösteriyor.
Kabir azaplarını anlatan hadisler birçok kanaldan bizlere ulaşmış ve reddedilemez bir orana ulaşmıştır. Sahih hadislerdir.
Bu hadislerde en bariz olarak göze çarpan husus; Hz. Peygamber’in (s.a. v.) birçok duasının içinde “kabir azabından sana sığınırım” cümlesini kullanmış olmasıdır.
Kabir azabından bahseden dualardan birisi şöyledir:

Hz. Aişe (r.a.) anlatıyor; Peygamberimiz şu cümlelerle dua ederdi:
“Allahım! Cehennem ateşinin fitnesinden, cehennem azabının fitnesinden, kabir fitnesinden, kabir azabından, zenginlik fitnesinden, şerrinden, fakirlik fitnesinin şerrinden ve Deccali Mesih’in (bir gözü kör olan ve kıyamet belirtisi olan deccal kastediliyor) fitnesinden şerrinden sana sığınırım.

Allahım! Günahımı kar ve dolu suyu ile yıka. Ve beyaz elbiseyi kirden temizler gibi kalbimi hatalardan arındır. Benimle hatalarımın arasını da doğu ile batının arasını uzaklaştırdığın gibi uzak kıl.
Allah’ım! Tembellikten bunaklık derecesinde yaşlılıktan, günahtan ve borçluluktan sana sığınırım.”
(Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai, İbn Mace, Dua, hd: 3838: 3840)

Hz. Osman mezar başında ağlardı

Sahabe kabir azabının farkındaydı.
Çünkü onlar Hz. Peygamber’i (s.a.v.) sürekli dinliyor ve O’nun neyi önemsediğini iyi biliyorlardı. Kabir azabının dehşetini ve kabirdeki manzaranın ne kadar ürkütücü olduğunu Hz. Peygamber (s.a.v.) efendimizden duydukları için kabir başında oturduklarında uzun uzun ağlarlardı. O günleri düşünüp Yüce Rabbin engin affına sığınırlardı. Bu hususta Hz. Osman’ın bize ilettiği örnek ders verici mahiyettedir:
Hz. Osman mezar başında durduğu zaman sakalını (gözyaşlarıyla) ıslatıncaya kadar ağlardı. Bu nedenle kendisine “sen cenneti ve cehennemi anıyorsun.
Ağlamıyorsun da bundan -kabir korkusundan- dolayı ağlıyorsun” denildi. Hz. Osman şöyle dedi:
“Peygamberimiz (s.a.v.) mezar hakkında şöyle buyurdu: ‘Muhakkak mezar, ahret konaklarının ilkidir. Eğer ölü, onun azabından kurtulursa ondan sonraki konaklar ondan kolay olur. Şayet ölü onun (kabrin) azabından kurtulmazsa, ondan sonraki konaklar (yani mahşer yeri) ondan şiddetli olur.
Ben mezar kadar korkunç hiçbir feci manzara görmedim.
(İbn Mace, Zühd, hd: 4267)

* * *
KABİR AZABININ SEBEPLERİ NELERDİR?
Kabir bir ara âlemdir.
Dünya ile ahret arasındaki geçiş istasyonudur.
Oradakiler ya azap görürler ya da nimet içinde olurlar.
Veyahut boşlukta, hiçbir şeyi hissetmeden dururlar.
Ne kadar duracakları, azabın veya nimetin ne kadar devam edeceğini sadece Allah bilir.
Kabirdeki azap veya nimet elbette ki ahretteki azap ve nimetin yanında çok hafiftir. Ancak her halükârda ahrete bir aracıdır.
Ve ahretteki hâlâ bir göstergedir.
Kabirdekiler Yüce Allah’ı tanıyorlarsa ve emirlerine uyuyorlarsa halleri iyi olur. Tersi ise halleri kötü olur.
Bu âlemdeki azabın sebebi şöyle sıralanabilir:
1- Allah’a şirk koşmak.
2- Münafıklık yapmak.
İki yüzlü davranmak.
3- Yalan söylemek, yalan yemin etmek.
4- Farz namazlardan ve Kuran’dan uzak olmak.
5- Zina etmek.
6- Haram para yemek.
7- Temizliğine dikkat etmemek.
8- İnsanlar arasında söz taşımak. Dedikodu yapmak.
9- İnsanları küçük görmek.
Kibirli olmak.
10- İnsanların ayıbını aramak, gizli hallerini ortaya koymak ve eziyet etmek.
11- Kamunun malını çalmak.
12- Cinsel yönden dinin çirkin gördüğü ilişkiler -çarpık ve sapkın- içinde olmak.
13- Hırsızlık yapmak.
Bütün bu saydıklarımız değişik hadislerde kabir azabının sebepleri olarak sayılmıştır.
Elbette ki azabın sebebi sadece bunlar değildir.
Ama bunların azabın sebebi olduğu kesindir.

* * *
KABİR AZABI KALICI MI, GEÇİCİ Mİ?
Bazı insanlar için kabir azabı dirilinceye -kıyamete kadar- devam eder.
Bazıları için ise, kıyamet surunun üfürülmesinden itibaren -yani kıyametin kopmasından sonra- yeniden dirilmenin olacağı ahrete kadar azap olmayacaktır.
Bazı kişilerin azabı yaşayanların verdiği sadaka, dua, hac sevabı, Kuran okuma gibi iyiliklerle kaldırılır veya hafifletilir.
Bazı insanlara azap görseldir, hakikatte değildir. Mesela, mezarından ahrette geçireceği cehenneme bakıp durur.
Bazı kişiler için de nimet görseldir.
Ahrette geçireceği cennette kabrinden sabah- akşam bakıp sevinir. Bazı insanların mezarı cennetten bir bahçeye döner.
Bazılarının mezarı ise cehennemden bir çukura dönüşür.

* * *
SAKIN MEZARLAR SENİ ALDATMASIN
Sabit el-Bünnani anlatıyor:
Bir defasında kabristanda yürüyordum. Aniden arkamdan bir ses duydum. İşittiğim ses bana şöyle diyordu:
Ey Sabit! Mezarların ve mezardakilerin böyle sakin durmaları seni sakın aldatmasın.
Sen bir bilsen; bu mezarların içinde nice kederler ve ıstıraplar vardır.” Sabit diyor ki, arkama döndüm ve baktım ama kimseyi göremedim.
Sabit’in duyduğu doğruydu.
Mezardakilerin bir dili olsa, konuşmalarına bir müsaade edilse kim bilir bizlere neler anlatacaklar. Kim bilir neler haykıracaklar biz yanıldık bari siz yanılmayın diyecekler!
Bizim hatalarımızı işlemeyin. Biz Allah için yaptıklarımızın karşılığını gördük.
Meğer gerisi boş ve yalanmış mı diyecekler? Kim bilir!

* * *
KEFEN SOYGUNCUSU NEDEN TÖVBE ETTİ?
İbn Ebii’d-dünya anlatıyor:
Ölülerin mezarlarını açıp kefenlerini ve altın dişlerini soyan bir adam tövbe eder. Bu adam zamanının âlimlerinden birine giderek tövbesinin gerekçesini anlatır. Ve şöyle der: Ben gündüz gömülen bazı ölülerin mezarını açtım. Onların mezarda kıbleden ters yöne döndürüldüklerini gördüm. Bu beni fazlasıyla ürküttü. Bunun sebebi ne olabilir.
Bu sorunun cevabı için zamanın büyük âlimlerinden İmam Evzai‘ye mektup yazılır ve durum sorulur.
İmam Evzai şu cevabı verir:
Eğer sana bunları anlatan o adam niyetinde samimi olur ve Allah onun sadık olduğuna karar verirse tövbesi kabul olur. O adamın kıbleden çevrilmiş insanlar hakkındaki sözlerine gelince, Onlar Hz. Peygamber’in (s.a.v.) yolunu terk etmiş olarak ölmüş insanların halidir.
İbn Ebii’d-dünya’nın anlattığı bu olay belki de milyonda bir görülebilecek garip hallerden biridir. Ama biliyoruz ki ölüm var, kabirde sorgulanma var, kabirde azap veya nimet var.
Belki Yüce Rabbimiz milyonda bir dahi olsa böyle halleri gösterir ki, insan ibret alabilsin.
Alabilecek olanlara elbette.

* * *
ÖLÜLER KONUŞULANI DUYAR
Yüce Allah dilerse, ölüler yaşayanların sesini duyabilir.
Hz. Peygamber (s.a.v.) Bedir savaşı sonrasında savaşta öldürülen müşrik liderlerin cesetlerinin sarkıtıldığı kuyunun başına geldi ve şöyle seslendi:
Ey Ebu Cehil, ey Ümeyye, ey Utbe, ey Şeybe Rabbinizin sizi uyardığı şeylerin gerçek olduğunu gördünüz mü?
Hz. Ömer Peygamberimiz’e (s.a.v.) şöyle sorar: Ey Allah’ın elçisi onlar artık kokmuş birer cesede dönüşmüşken seni duyarlar mı?
Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: Canımı yaratan Allah’a yemin ederim ki, siz benim söylediklerimi onlardan daha iyi işitemezsiniz.
Ancak onlar cevap veremezler. (Buhari, Müslim, Ebu Davud)

_____________

Prof. Dr. Nihat HATİPOĞLU

Gel Tövbe Et


Bir gün Seyda hazretlerinin (k.s.) meclisinde bir zatla tanıştık.

O zat şöyle anlattı:

“Ben 55 yaşındayım.

İslam adına iki şey biliyorum:

Birisi, Allahu Ekber, diğeri Bismillah.

Hayatta işlemediğim günah kalmadı.

Maddi yönden durumum çok iyi, ama hayattan hiç tad alamıyorum.

Hind fakirlerine gitmeyi düşünüyordum.

Bu zatı duydum, yanına geldim.

Ben de insanlar gibi gülmek, eğlenmek istiyorum.

Ruhi sıkıntıdan dolayı perişan haldeyim.”

Daha sonra bu adamı Seyda hazretlerinin (k.s.) huzuruna çıkardılar. Seyda hazretleri ona: “Tevbe et, Allah her şeye kadirdir.” dedi.

O da tevbe etti. Akabinde namaza başladı ve üç ay içerisinde genel manada haramı helali öğrendi.

O zat muhabbetli sofilerin meclisinden ayrılmazdı.

Ona: Sen bu muhabbetli sofilerden ne fayda görüyorsun?” diye soruldu.

O şöyle cevap verdi:

“Onların muhabbetleri, hareketleri, onlarla bulunmam sebebiyle benim kalbime ilahi aşk ve muhabbet geliyor”.

Bu zat Allah’ın rahmeti, evliyanın nazarı, sofilerin muhabbeti olmasa idi ne ile namazına başlayıp istikâmet sağlardı.

Kaynak: Dr. A. Salahaddin Kınacı, Seyda Hazretleri’nin Hayatı

Musibete Sabır Gerekir


Bizim güzel dediğimiz bela oluverir, çirkin dediğimiz  olur; bilemezsin.

Kaderin arkasındaki yükü göremezsin.

 Gerekir

 

 Gerekir

Biliyorsunuz, kendini beğenmek, amellerle böbürlenmek 70 senelik ibadeti götürür.

Zira kula verilen nimetleri geçici bilip, her şeyin Allah’ın kudreti ile olduğuna inanarak amel etmek lazımdır. Ancak bu sayede Hakk’a layık kul olunur.

Sahip olduğumuz büyük küçük her nimet için,

‘Bu nimetler Allah’ın nimetidir.

Ben O’nun verdiği ile gıdalanıyorum, faydalanıyorum.’ diyerek şükretmemiz lazım gelir.

Evet; nimete ulaşınca ve meşakkate  edebe sarılmak lazım gelir. Nimet ve  kulun günahının kefaretidir, imtihan-ı rabbaniyedir. Yaradan’a sığınmanın da yoludur, köprüsüdür.

Eğer kul edepsizlik ederse, nimetten hakiki manada istifade edemediği gibi, günahlarına da  bulamaz.

Hadis-i şerifte buyuruluyor:

“Müslümana arız olan hiçbir fenalık, hastalık, keder, hüzün, eza, iç sıkıntısı, hatta bir diken batması yoktur ki, Allahu Tealâ bu musibetlerden birisi sebebiyle o müslümanın suçlarına ve günahlarına kılmasın.”

Demek ki hastalık ve bela insanın belini büker, inletir. Ama sabreden hastanın iniltileri hasenat defterine geçer. Şikayet edenin iniltileri ise günah defterine geçer. Hastalığına da hakiki manada bir fayda yoktur.

O halde  sahibi kardeşim, Allah’ı kula şikayet etme!.. Hastalığın şikayet edilmesi, Allah’ı kula şikayet etmektir. İyi anlaşılsın, burada şikayet diyoruz, tedavi değil… Şikayet kalbî bir arızanın dile gelmiş halidir. Söylediğimiz şudur: Takdire rıza göstermelidir.  sabr-ı cemîl ister. Sabr-ı cemîl nedir?

Sure-i Yusuf’da Yakub a.s.’ın, Yusuf a.s.’ın kardeşlerine söyledikleri sabr-ı cemîlin ne olduğunu bize anla­tıyor:

“Nefsiniz sizi bir iş yapmaya sürükledi; artık buna güzelce sabır gerekir. Anlattıklarınız karşısında ancak Allah’tan yardım beklenir.” (Yusuf,18)

‘İki senedir dişim ağrıyor’, ‘kulağımın ağrısı halen devam ediyor’, ‘şu sol gözüm biraz hafif görüyor’ şeklinde söylenmelerimizin sonu yoktur. Halbuki söyleştiğimiz kimsenin derdimize deva verecek, çare olacak kudreti yoktur. Söylenmekle o derdin mükafatını kaybettiğimiz gibi, günah da kazanmış oluruz.

Halbuki sıkıntıların arttığı bela ve  zamanında edebe sarılmak lazım gelir. Ancak bu halde ilâhi lütuflar gözlenir; bela ve musibetlerin arkasındaki hikmetler beklenir. Arkadan gelecek hayırlar ancak sabr-ı cemîl ile görülür.

Bizim güzel dediğimiz bela oluverir, çirkin dediğimiz  olur; bilemezsin. Kaderin arkasındaki yükü göremezsin. Takdir kıldan incedir, anlayamazsın. Tedbirsizlik edip takdire karşı çıkma, değiştiremezsin. Allah’ın hükmüne râm ol. Bela ve musibette edebi gözet.

Peygamber s.a.v. Efendimiz şöyle buyuruyor:

Muhakkak ki Allah, sizin suretlerinize, mallarınıza değil, kalplerinize ve amellerinize nazar eder.”

Bu hadis-i şerifin nuraniyetiyle müminin kalb-i selime, amel-i salihe ihtiyacı vardır.

Yusuf a.s. bir defa güzelliğinden dolayı yanılarak övündü. Bu övünmesi üç-beş kuruşa köle olarak satılmasına sebep oldu. Şehvetine, nefsanî arzularına esir olanlar kaça satılır? Varın düşünün. Nefsine köle olanları kaça alırlar acaba?

Hadis-i kudside Allahu Tealâ buyuruyor:

Ey kulum, sen bir mesele için bir şeyi murad edersin. Ben de senin için bir şey murad ederim. Eğer senin isteğin benim muradıma uyarsa, senin muradını veririm. Eğer benimle çatışır, irademin dışında bir şey istersen bu durumda sadece benim dediğim olur. Ben Kahhar sıfatıyla istediğimi yaptırırım. Yine benim muradım olur.

Allah ile kul arasındaki edep cümlesindendir ki, Allahu Tealâ’nın o kulun o günkü vaktine göre izhar ettiği bir tecelliyat vardır. O gün o vakitte sana bir hastalık verdi, malına bir ziyan geldi, çocuğun öldü gibi bir mesele başına geldi. Allah o günde, o vakitte sana ne izhar ediyorsa ona teslim ol, itiraz etme. Başkalarının lafı ile gönlünü bulandırma.

Nasihat veren çoktur, ama belayı kaldıran yoktur. Bunun üzerine adam, Şenn’in yanına dönüp soruların cevabını aktardı. Şenn ise:

- Bu sözler senin değil. Sahibini açıklar mısın? deyince, adam kendi kızı olduğunu söyledi. Şenn:

- Ben işte böyle bir kız arıyordum, diyerek onunla evlenmeye talip oldu.

Anne-babasının da rızasıyla Tabaka ile evlenen Şenn, kızı alıp ailesine götürdü. Çevre halkı da bu karşısında, ‘vâfeka şenn tabaka’, yani ‘kap kapağına uygun düştü’ dediler. Çünkü ‘şenn’ su kabı, ‘tabaka’ ise kapak anlamındadır. Türkçemizde ise bu söz, ‘tencere yuvarlandı, kapağını buldu’ atasözüne dönüşmüştür.
el-Meydanî, Mecmau’l-Emsâl, 2/423-24; Meşahiru’n-Nisâ, 1/435-37

Tası Tarağı Toplamak

’ta Abbas Oş adında meşhur bir dilenci varmış. Mevsimine göre ya cerre çıkmak (yardım toplamak) yahut dilencilik yapmak suretiyle  olmuş. Bütün ’ın tanıdığı bu adamın şöhretinden istifade etmek isteyen bir sefil, Abbas’ı kollamaya başlamış. Nihayet bir  gecesinde hamama girdiğini görüp, ardınca içeri dalmış ve kurna başında yanına yaklaşıp şöyle demiş:

- Efendim! Bendeniz dilenciliğe başlamaya karar verdim. Umarım ki bu asil sanatın inceliklerini bu kulunuzdan esirgemezsiniz. Ne türlü usül ve kaidesi var ise bilcümle öğrenmek isterim. Şu mübarek geceler hürmetine lutfediniz.

Abbas cevap vermiş:

- Peki evlat öğreteyim. Dilenciliğin başlıca üç kuralı vardır, kulağına küpe olsun. Bir, her nerede olursa olsun istemeli. İki, her kimden olursa olsun istemeli ve üç, her ne olursa olsun istemeli.

Yeni yetme dilenci hemen Abbas’ın elini öperek demiş ki:

- Ustam, ben fakirim. Allah rızası için bir şey!

Abbas şaşırmış:

- Burası hamam bre! Burada dilencilik mi olur?

- Her nerede olursa istemeli dedin ya usta!

- İyi ama ben zaten senin kadar fakir bir dilenciyim.

- Öyle ama ikinci kural istemek için adam seçmemek gerektiğini bildirmiyor muydu?

- Fesübhanallah! Bu kurna başında ben şimdi sana ne verebilirim be adam? Elbisem dışarıda, paralarım evde. İşte ortada bir tasım, bir tarağım var.

- Ustam kuralların üçüncüsü der ki: Her ne olursa olsun istemeli. Ben tasa tarağa da razıyım.

Abbas şaşkın… Etraftan onları seyredenler hayrette. Genç dilenci tası tarağı almış ve hamamdan çıkıp gitmiş. O günden sonra Abbas dilenciliğe  etmiş ve soranlara da:

- “Tası tarağı toplattık! Gayrı bizden bu işler geçmiş” diye yakınırmış. (İskender Pala, İki Dirhem Bir Çekirdek (İstanbul, 2000), s164-65)