Ey Rabbimiz


Allah’ım, kederden, tasadan,âcizlikten, tembellikten,cimrilikten, korkaklıktan, borç altında ezilmekten, düşmanlara yenilmekten sana sığınırım.

Ey Rabbimiz!

Ey Rabbimiz! İbadetlerimizi, taatlerimizi kabul et. Şüphesiz ki sen dualarımızı işiten, niyetlerimizi bilensin, tevbelerimizi kabul et. Şüphesiz Sen, tevbeleri çokça kabul edensin.

Allah’ım, dinim, dünyam, çoluk çocuğum ve malım içinde sağlık ve afiyetle yaşamamı nasip eyle. Allah’ım, kusurlarımı ört, beni korktuklarımdan emin eyle.

Allah’ım, önümden, arkamdan, sağımdan solumdan, üstümden ve altımdan gelecek tüm kötülüklerden sana sığınırım. Allah’ım, vücuduma sağlık ver. Kulağıma sağlık ver, Senden başka ilâh yoktur..

Allah’ım, küfürden, fakirlikten, kabir azabından sana sığınırım. Senden başka ilâh yoktur.

Allah’ım, benim Rabbim sensin. Senden başka ilâh yoktur. Beni Sen yarattın, ben Senin kulunum. Elimden geldiğince Sana verdiğim kulluk sözü üzerindeyim. Yaptıklarımın şerrinden sana sığınırım. Bana olan nimetlerini ve bu nimetlere karşı benim günah ve kusurlarımı itiraf ediyor, beni bağışlamanı diliyorum.Senden başka günahları bağışlayacak yoktur.

Allah’ım, kederden, tasadan,âcizlikten, tembellikten,cimrilikten, korkaklıktan, borç altında ezilmekten, düşmanlara yenilmekten sana sığınırım. Allah’ım, bu günün önünü salah, ortasını felâh, sonunu başarılı kıl.

Bize dünya ve ahiret  iyiliği ver. Ey Merhametlilerin en merhametlisi Allah’ım! Haksızlık etmekten, haksızlık edilmekten, saldırmaktan, saldırılmaktan, hata işlemekten, bağışlamayacağın bir günaha düşmekten sana sığınırım.

Allah’ım, beni en güzel amellerle en güzel ahlâk sahibi olmaya ilet, senden başka güzel ahlâka götürecek yoktur. Allah’ım, beni kötü amel ve kötü ahlâktan uzaklaştır.

Allah’ım, Dinimi düzelt, evimi genişlet, bana verdiğin rızkı mübârek eyle. Allah’ım, kalb katılığından, gafletten, zillet ve meskenetten, sana sığınırım..

Allah’ım, Küfürden, fısktan, nifak ve ayrıcalıktan, gösterişten sana sığınırım. Sağırlıktan, dilsizlikten, cüzamdan, kötü hastalıklardan sana sığınırım.

Allah’ım, nefsime takvâ ver,onu temizle, nefsi en iyi temizleyen sensin.  Nefsimi velisi ve mevlâsı sensin. Allah’ım, faydasız ilimden,korkusuz gönülden, doymayan nefisten, kabul edilmeyen duadan sana sığınırım. Allah’ım, yaptığım ve yapmadığım şeylerin şerrinden sana sığınırım.

Allah’ım, üzerimde bulunan nimetlerin gitmesinden, sağlığımın ters dönmesinden, ansızın bastıracak öfkenden ve her türlü gazabından sana sığınırım.

Allah’ım, yıkıntı altında kalmaktan, düşmekten, boğulmaktan, yanmaktan, ihtiyarlıktan,ölüm  sırasında şeytanın beni şaşırtmasından sana sığınırım.

Allah’ım, kalbimin mühürlenmesine sebep olacak tamahtan sana sığınırım. Allah’ım, kötü huy ve amellerden, heveslerden ve hastalıklardan sana sığınırım. Borç altında kalmaktan, düşman kahrından, düşmanların gülmesinden ve kınamasından sana sığınırım.

Allah’ım her işimin koruyucusu olan dinimi düzelt. Geçim yerim olan dünyamı düzelt. Ahiretimi düzelt. Hayatta iken daha çok iyi işler yapmamı nasip eyle. Ya Rabbim! bana yardım et, beni ezme, ezdirme, bana zafer ver, yenilgiye uğratma. Bana doğru yolu göster, doğru yolda yürümemi kolaylaştır.

Allah’ım, Seni zikreden, Sana şükreden, itaat eden, Sana boyun eğen, yalvaran bir kul eyle. Ey Allah’ım, Tevbemi kabul buyur, beni günahlarımdan arındır, duamı kabul et, hüccetimi sağlam yap, kalbimi sana yönelt, dilimi gönlümü aydınlat.

Allah’ım, Bana işimde sebat, doğru yolda kararlılık ver. Nimetine şükür ve sana güzel kulluk etmeyi nasip eyle. Bana sağlam bir kalb, doğru konuşan dil ver. Bana Senin bildiğin tüm iyilikleri vermeni, ve bildiğin tüm kötülüklerden beni korumanı dilerim.

Allah’ım! Seni ve Seni sevenleri sevmeyi ve beni sana yaklaştıracak işleri sevmeyi nasip eyle. Allah’ım! Duaların en hayırlısını, başarıların en üstününü, sevapların en mükemmelini ihsan buyur.

Allah’ım, ayaklarımı doğru yolda sağlamlaştır. Sevap tartılarımı ağırlaştır. Hatalarımı bağışla, Cennetin en yüce derecelerine ermemi nasip eyle.

Allah’ım, Adımı yükselt, günahımı at, kalbimi temizle, namusumu koru. Ruhuma yaratılışıma, ahlâkıma, âileme, yaşamıma, işlerime kutluluklar ver iyi amellerimi kabul buyur.
Allah’ım, belanın sıkıştırmasından, bedbahtlıktan, kötü kazadan, düşman şerrinden sana sığınırım. Ey kalbleri evirip çeviren Rabbim ! kalbimi senin dinin üzerinde sağlam tut, kalblerimizi sana itaate döndür.

Allah’ım! Kalbimi nifaktan, amelimi riyadan, dilimi yalandan, gözümü hiyanetten temizle. Şüphesiz sen gözlerin hain bakışlarını ve gönüllerin gizlediğini bilirsin.

Allah’ım, bize zâtından korku ver ki günah işlememize engel olsun. Bizi cennetine ulaştıracak her türlü söz, fiil ve ameli nasip eyle. Cehennemden ve ona götürecek her türlü söz, fiil ve amelden de sana sığınıyoruz.

Allah’ım! Peygamber’im Hz.Muhammed’in senden istediği bütün hayırları biz de istiyoruz, Sana sığındığı bütün şerlerden biz de sana sığınıyoruz.

Allah’ım, Bize haksızlık edenlerden öcümüzü al, düşmanlık edene karşı bize zafer ver, bizi dünyanın peşinden koşturma, dünyayı, en çok düşündüğümüz, tasasını çektiğimiz bir varlık haline getirme. Günahlarımızdan ötürü bizi belalara düşürme ve Senden korkmayan kimseleri üstümüze salma..

Allah’ım, Senden doğru iman, güzel huy, âfiyet ve sağlık ihsan buyurmanı diliyorum.

Allah’ım, senden yardım ve kurtuluş dileyen ve huzurunda korkudan titreyerek günahlarını itiraf eden zavallı bir yoksulum. Bir zavallı kulun olarak sana yalvarıyor, boynu bükü bir aciz olarak sana sığınıyor, huzurunda zilletle eğilmiş bir biçare olarak sana yalvarıyorum.

Ey Rabbimiz! bize dünyada iyilik, âhirette de iyilik ver ve bizi cehennem  azabından koru.

Allah’ım, beni ve çocuklarımı namazı devamlı kılanlardan eyle, Ey Rabbimiz, dualarımızı da kabul eyle, hesap günü  beni, annemi babamı ve bütün Müslümanları bağışla. Müslümanları dinlerinde daim eyle, hayat şartlarını kolaylaştır. Onlara güven ver, borçlarını ödemede kolaylık ver. Hastalarına şifa ver. Uzakta olanlarına selamet ver. Gönüllerine ferahlık ver. Kalplerindeki kin ve nefreti gider. Onları birbirine ısındır.Peygamberlerinin yolunda sabit kıl. Düşmanlarına karşı onların yardımcısı ol Allah’ım!.

Ya Rabbi! Bizi kötülükten uzaklaştıran ve kendisi de kötülükten uzak duranlardan eyle. Daima helal olan şeyleri nasib et ki, harama düşmeyeyim. İbadet ve taatınla meşgul olmayı nasib et ki, günah ve isyana düşmeyeyim. Lütuf ve ihsanını esirgeme ki, senden başkasına muhtaç olmayayım.

Ey bağışlaması bol rabbim! Beni bağışla Şüphesiz Sen çok affedicisin. Affetmeyi seversin. Beni affet.

Ey merhametlilerin en merhametlisi Rahman ve Rahîm olan Allah’ım! Salât ve Selâm Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s)in ve O’nun âl ve ashâbı üzerine olsun. Hamd ve senâ ise, âlemlerin Rabbi olan Allah’a c.c mahsustur.

Ahmed Er Rufai Hazretleri (k.s)

Ölüm Temennisi..


Bir kıyamet alameti; “Ahir zamanda insanlar arasındaki fitne o kadar fazla olacak ki, insanlar kabirdekilere imrenecekler.

İnsan dünya hayatındaki bela ve musibetlere sabredemez hale gelirse ölmeyi ister.Halbuki Peygamber Efendimiz s.a.v. müminleri ölümü istemekten men etmiştir.

Enes bin malik  r.a.’ın bildirdiği bir hadis-i şerifte Rasulullah s.a.v. Efendimiz şöyle buyurmuştur:

Hiçbiriniz herhangi bir musibetten dolayı sakın ölümü istemesin. Eğer muhakkak ölümü istemek zorunda kalırsa; ‘Allahım, yaşamak benim hakkımda hayırlı ise beni yaşat, benim için ölüm hayırlı ise beni öldür.’ diye dua etsin.”

Yine Enes bin Malik r.a.’dan nakledilen bir hadis-i şerif de şöyle buyurulur:

Hiçbiriniz sakın ölümü temenni etmesin. Eğer o iyilik yapan biri ise hayrının artması ümit edilir. Eğer günahkâr biri ise, ölmeden önce günahından vazgeçip tövbe ile Allah’ın rızasını kazanması umulur.

Tirmizi ’nin rivayet ettiği bir hadiste anlatılır ki, Adem a.s.’ın evlatlarından biri Allah’ın takdiriyle vefat etti. Âdem a.s. Havva validemize geldi ve oğlunun öldüğünü söyledi. O vakte kadar hiç ölüm olmamıştı, Havva validemiz ölümün ne olduğunu bilmiyordu. “Ölüm nedir?” diye sordu, Âdem a.s. da izah etti. Havva validemiz “Vay, bu ne ağır meseledir!” diye feryat etti. Bunun üzerine Âdem a.s. “Sen ve kızlarına feryat edip ağlamak, ben ve oğullarıma da susup sabretmek miras kaldı.” buyurdu.

Hz. Peygamber s.a.v. kıyamet alametleri ile ilgili bir hadis-i şerifinde şöyle buyurdu:

İnsanlar, keşke şu kabirde yatan ölü ben olaydım, diye temenni etmedikçe kıyamet kopmaz.”  Yani ahir zamanda insanlar arasındaki fitne ve fesat o kadar fazla olacak ki, insanlar kabirdekilere imrenecekler.

Nitekim Efendimiz s.a.v. şu altı mesele meydana geldiği zaman toprağın altının üstünden iyi olacağını bildirmiştir:

• Beyinsiz devlet adamları milleti idare etmeye başladığı zaman… Buradaki ‘beyin’den maksat dünya aklı değildir. Allah’ın buyruklarına itibar etmeden kanunlar adına zulmeden ve Allah a isyan eden  devlet adamlarıdır.

• Devleti korumakla görevli olanlar dine düşmanlık etmeye başladığı zaman,

• Hakimler ve devlet memurları rüşvet yemeye başladığı zaman,

• Akrabalık bağları kopup, kimse kimsenin hakkına ve hukukuna riayet etmediği zaman,

• Bir mecburiyet olmadan insan öldürmek serbest olduğu zaman,

• Kur’an-ı Kerim okuyanlar nağme yaparcasına musikiyi Kur’an okuyuşuna kattıkları zaman…

Hayatta iken tövbe etmek  fırsatını kaçıranlar için ölüm en büyük felakettir. Ölümü düşünerek yaşamak ise müminin ahlâkıdır. Rasalullah s.a.v. Efendimiz;

Zevkleri ve lezzetleri yok eden ölümü çokça hatırlayın.” buyurmuştur. Ölümü en çok hatırlayan, ölümden sonrası için en güzel hazırlanandır.

Mehmet Ildırar (Merhum Mehmet Yarbay)

 

Kim Olduğumuzu Dualarımız Söyler


Yaşamayı seviyorlar, ama hayatlarının anlamı hakkında düşünmekten hoşlanmıyorlar. Yaşıyorlar, ama niçin yaşadıklarını kendilerine sormuyorlar.

 

Dua, derin sözlerdir. Dua, kendimiz hakkında söyleyebileceğimiz en derin sözlerdir. Böyleyken en anlaşılır, apaçık. Gizli günahlarımız, içimizi yakan pişmanlıklar, kopkoyu korkularımız, acılarımız, kanayan kapanmayan yaralarımız dualarımızdadır. Neye muhtaçsak, onlar dualarımızdadır. ümitlerimiz, isteklerimiz, sevdiklerimiz…
Merhamete, muhabbete, esirgenmeye ve bağışlanmaya duyduğumuz iştiyakla, biz dualarımızdayız. Kim olduğumuzun doğrusunu dualarımız söyler.

Dualarımızda yalan söylemeyiz. Kendimizi aldatmayız. Zayıflığımızdan, acizliğimizden utanmayız. Sırlarımızı, sıkıntılarımızı, dertlerimizi avuçlarımız gibi semaya açmaktan çekinmeyiz. Kendimizi dualarımızla tanırız. En çok nelere değer verdiğimizi, hayatlarımızda en çok nelerin önemli olduğunu, nasıl yaşadığımızı ve nasıl yaşamak istediğimizi dualarımızla anlarız. Hayatımız, dualarımızdadır.

Dünya, dualarla yazılan sayfalardır. Duanın dilini bilmeyenler, çiçeklerin dualarının renkleriyle açtığını bilmiyorlar. Ağaçların, dualarının meyvelerini verdiğini… Suların dualarıyla aktığını, duaları gibi aktığını… Tohumların dualarıyla çatladığını… Rüzgârların duaları gibi ılık, duaları gibi serin, duaları gibi güçlü estiğini… Yeryüzünü böylesine şenlendiren canlılığın dualar olduğunu bilmiyorlar.

Duanın dilini bilmeyenler, dünyanın dilini de bilmiyorlar. Ne onlar dünyayı anlıyorlar, ne de dünya onlara kulak veriyor. Onlar için dünya, savaşılacak bir şey.

Dünya, bütün dehşetiyle üzerlerine saldırıyor ve onlar, dünyayı bir savaş  meydanına çeviriyorlar. İstediklerini zorla, güç kullanarak elde edeceklerini sanıyorlar. Dünya, onlara aldırmıyor. Dünya, korkularını çoğaltıyor.

Dünya, sevdikleri her şeyi tek tek ellerinden alıyor. Savaşarak kazandıklarına inandıkları şeylerin eliyle dünya onlara tekrar tekrar saldırıyor. Arkasına saklandıkları ne varsa güçsüzlüklerini ve yaşadıkları hayatın saçmalığını teşhir ediyor. Hayatlarında eksik olanın boşluğunu ağır bir yük gibi her yere taşıyorlar, ama onun ne olduğunu söyleyemiyorlar. Giderek, hayatları eksik olanın boşluğunda yitiyor. Acı çekerken hayattan yoksunlar. Çılgıncasına mutluyken hayattan yoksunlar. Hayattan yoksunlar, çünkü hayatları duadan yoksun.

Acılarını ve sevinçlerini, kederlerini ve mutluluklarını duaya taşıyamıyorlar. Yaşamayı seviyorlar, ama hayatlarının anlamı hakkında düşünmekten hoşlanmıyorlar. Yaşıyorlar, ama niçin yaşadıklarını kendilerine sormuyorlar. Duanın dilini bilmeyenler, hayatla aynı dili konuşmuyorlar.

Dua ederken, hayatla aynı dili konuşuruz. Hayatın güzelliği, anlamından ayrı değildir. Hayatın anlamı dualarımızdadır. Her şeyin herkese yakışmadığı şu dünyada, duanın herkese yakışması bundandır. Kral da dua eder, köle de… Duası krala diz çöktürür; köle, duasıyla özgürleşir. Kölenin duası, kralın duasından değersiz değildir. Kral da, köle de Allah’ın kuludur. Kim olduğumuzu dualarımız söyler: Kul olduğumuzu…

Sedat Turan

Niyet Hayır,Akıbet Hayır…


Makbul Kulluk

Dilimizde bir deyim vardır: “Ne ekersen onu biçersin.” İnsanoğlu, bu dünyada bir çiftçi gibidir. Ömrü de tarlasıdır. Büyüklerimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Dünya hayatı sonbahara benzer. Yani toprağa tohum atma zamanı, ekim zamanıdır. Eğer sonbaharda tohum atmazsanız, ilkbaharda ekininiz yeşermez, yazın da ürün elde edemezsiniz. Öncelikle tohum atmak gerekiyor. Bu tohumu atarken de Allah’ın rızasına niyet etmek lazımdır. Eğer niyet sağlam olmazsa, amellerin karşılığı olmaz.”

Nasıl ki çiftçiliğin bir usulü, sistemi vardır; kulluğun da bir adabı usulü vardır. Çiftçi yanlış zamanda eker, yanlış usulleri uygularsa, mahsul alamaz. Aynı şekilde, kul da amel eder, çalışır çabalar fakat usulüne uygun yapmaz, gereken şartları yerine getirmezse kulluğu boşa gider.

Bu dünyada ektiklerimizin boşa gitmemesi için bazı şartları yerine getirmemiz gerekiyor. Nitekim Cenab-ı Mevlâ kurban ibadetinden hareketle müberra kitabımız Kur’an-ı Kerim’de buyuruyor:

“Bu hayvanların ne etleri ve ne de kanları Allah’a ulaşacaktır. Allah’a ulaşacak olan ancak sizin O’nun için yaptığınız gösterişten uzak amel ve ibadettir.” (Hacc, 37)

Yine buyurmuştur:

“De ki: Göğüslerinizin içinde olanı gizleseniz de, açıklasanız da Allah onu bilir.” (Âl-i İmran, 29)

Her iki ayet-i kerime de niyetin önemine işaret ediyor. Kulun öncelikle niyetini sağlam tutması gerekiyor. Nitekim Efendimiz s.a.v. de buyurmuştur:

“Ameller niyetlere göredir Herkese yalnız niyet ettiğinin  karşılığı vardır.” (Buharî; Müslim)

Bir diğer hadis-i şerif de şöyledir:

“Allah sizin bedenlerinize ve dış görünüşlerinize bakmaz. Fakat kalplerinize ve yaptıklarınıza bakar.” (Müslim; İbn Mâce)

Bunlara benzer ayet ve hadisler çoktur. Bütün bunlardan çıkardığımız ders, kulun sürekli olarak Allah rızasını hedeflemesi, ibadet ve taatini bu doğrultuda yerine getirmesi gerektiğidir. Aslında müslüman kimsenin bütün hayatı, rıza-yı ilahî çevresinde şekillenmelidir. Sadece yaptığımız ibadetler değil, günlük hayatta yaptığımız, yapmadığımız her şey Allah için olmalıdır.

Fahr-i Kainat Efendimiz s.a.v.’in buyurduğu “Allah için sevmek, Allah için buğzetmek, kızmak…” düsturu da işte bu noktaya dikkat çekmektedir.

Niyetten sonra bir diğer şart da takvalı olmaktır. Son asrın büyük alimlerinden Ömer Nasuhi Bilmen rh.a. takvalı olmayı şöyle tarif eder:

“Günlük hayatta herkes kendini takva ehli, zahid, faziletli kimselerden sayabilir. Fakat bu konuda sadece söz yeterli değildir, takvanın bir kısım belirtileri vardır. Kendisinde bu belirtiler bulunmayan insan takva ehli sayılamaz. Özetlemek gerekirse insan, dilini gıybetten, kalbini kötü zandan korumalıdır. İnsan kibirden, gururdan, başkaları ile alay etmekten, onu bunu küçük görmekten çekinmelidir. İnsan, yalan söylemekten, hainlikten, insanları kandırmaktan, kötü bid’atlara yönelmekten sakınmalıdır. Nihayet insan, bütün haramlardan sakınmalı, bütün ilahî emirlere itaat etmeye çalışmalıdır.”

Bu sözlerden de anlaşıldığı üzere takvalı olmak kalp ile dış görünüşün birbirine uyması, kişinin yürüdüğü hedeften bir an bile sapmamasıdır. Nitekim hikmet ehli zatlardan biri bu durumu çok güzel ifade etmiştir:

“Her kim şu yedi şeyin yanında yedi şeyi terk ederse, yaptıklarından fayda görmez:

• Allah Tealâ’nın yasaklarından sakınmadan havf yani korku hali ile yaşamak. Böyle bir kişi, “Ben Allah Tealâ’nın azabından korkuyorum!” der ancak günahlardan sakınmaz. Onun için bu adamın “Ben Allah’tan korkuyorum.” demesinin bir anlamı ve faydası yoktur.

• Devamlı recâ, ümit içerisindedir. Allah Tealâ’nın cennetini ve sevabını ümit eder ancak fiiliyatta hiçbir şey yapmaz. Bu kişi, “Ben ahirette Allah Tealâ’nın bana sevap vereceğini ümit ediyorum.” der, fakat bunu elde edebilmek için hiçbir salih amelde bulunmaz. Bunun söylediklerinin de kendisine hiçbir faydası yoktur.

• Amel etmek için niyet eder ancak niyet ettiği şeye doğru bir yönelme yoktur. Bu kişi kalben ibadet ve hayır işlemeye niyet eder, ancak niyet ettiği şeyi yapmaz. Onun niyetinin de kendisine bir faydası yoktur.

• Dua eder durur, ancak isteklerinin gerçekleşmesi için hiçbir çaba göstermez. Yani, Allah Tealâ’dan kendisini hayırlı işler yapmaya muvaffak kılması için dua eder, fakat duadan gayri hiçbir çabada bulunmaz. Onun yaptığı dua da kendisine bir fayda vermez. Dualarının kabul olunması için gayret göstermesi gerekir.

• Allah Tealâ’ya günahlarından dolayı istiğfar eder, ancak gerçek manada pişmanlık duymaz. Yani bu kimse devamlı “Yâ Rabbi, ben günahlarımın bağışlanmasını diliyorum.” der fakat gerçek manada pişmanlık duyup da günahlardan el etek çekmez. böylece onun yaptığı istiğfarın kendisine bir faydası olmaz.

• Amellerini devamlı açıkta, herkesin içinde yapar, tek başına kaldığında aynı gayreti göstermez. Bu hal riyaya yakındır, bu hali ona fayda vermez.

• İhlâs olmadan amel eder. Yani amel ve ibadetlerini yerine getirmede çok çalışır çabalar, ancak bunu yaparken Allah rızasını gözetmez. Elbette ihlâssız gayretler ona bir fayda sağlamaz.”

Dünya hayatı, bir kulluk mücadelesidir. Bu mücadeleden başarıyla çıkmanın şartı da Allah’a kulluk yapmaktır. İşte “niyet, ihlâs, takva, mücahede” gibi bütün şartlar Allah’a kulluğun olmazsa olmaz özellikleridir. Ömrümüz elimize geçen ilk ve son fırsatımızdır. Bu bilinçle hareket edip, bu fırsatı heba etmeden çalışıp çabalamak en akıl kârı iş olacaktır.

Rabbimizin tevfik ve inayetiyle…  

Mübarek EROL/Semerkand Dergisi

“Niyet Hizmettir ; Hizmet Nimettir…””


“Siz niyetinizi Allah(cc) için güzel yapın. Her işiniz güzel olur… Kulun güzel niyetini Allah(cc) bilsin yeter…” Gavs-ı Sani (ks)

      Belki bir gülümsemeyle başlar, hizmetin yolculuğu, kim bilir…

Kapısını çarpıp çıkmış gönlü kırık bir rûha rüzgar olur; nefes olur, yüzüne dokunur o tebessüm…
Bir adres sorana verilen saygılı bir cevaptır belki de, gönle işlenir gidilecek yer böylece…
Zannederiz ki, Allâh’ın yolunda hizmetin çeşitleri bellidir ve zannederiz ki, hizmet yolunda kariyer gerekir. Unutur gideriz, fark etmeyiz, bir annenin diplomasız pişirdiği yemektir hizmet… Bir babanın evine ekmek götürme arzusudur kalbindeki… Evlâdın attığı adımdır okula giden, çözdüğü sorudur hizmet… Zaman gelir, her biri yerini bulur elbet… Rabbiyle şah damarından daha yakın bir muhabbete benzer bu kapının yürekteki varlığı… Ağza atılan lokma, niyetine göre değişir zevk ü sefâ da olur, cevr u cefâ da… Gönle düşen o sihirli kelime var ya, işte odur hayata kalite getiren… “Niyettir” bizi vardığımız yerde bekleyen…
Bazen bir belgesel izlenirken duyulan şaşkınlıktır hizmet… Ardından O Yüce Yaratıcı’nın idrâk ötesi mükemmelliğini keşfetmek… Çünkü an gelir, o şaşkınlık, cümle olur, başka kulaklardan içeri girer, zihinlere oturur. Ve hizmet, Yüce Yaratıcı’nın yeryüzündeki imzalarının dillendirilmesiyle mânâ kazanır, bereket olur.
Sevmektir hizmet… Rabbin yarattığı muhabbeti çoğaltmaktır ve çoğalmasına vesile olmaktır. Çünkü sevmek fedakârlık, sevmek duâ, sevmek candır… Sevilene emektir, sevene rahmettir. İçine işleyen sıcaklıkla üşütmemektir kimseyi, kollamaktır dışarıda kalmış kimsesizleri… Sevdiğinin hizmetini kendi yoluna eklemek ve bereketlendirmektir dünyayı…
Hizmet bir zincirdir, başlatan da kazanır, sona eklenen de… Ve hayat, Muhabbetin Sahibi’ne karşı hizmete dönüşür, nihayet iki dünya şenlenir…
Bir kusuru örtmektir, bir yanlışı affetmek, tahammülü zor olana sabretmektir hizmet… Göze çarpan hatayı gönlünle silmek, dilinle yok etmektir. Dosta-düşmana muhabbetin perdesini açmak, soğuk bir kalbi yeniden ısıtmaktır. Tanımadığın bir mezarlıktan geçerken okuduğun bir Fâtiha’dır, bir rûhun damlattığı gözyaşını silen, iki kelimelik cümledir hizmet… Bir sofraya alınan ekmek, bir fakire verilen bozuk paradır cepteki…
Ama biz fark etmeyiz, önümüzdeki bir niyet ile güzelleşecek, hizmete dönecek sadelikleri… Büyütürüz gözümüzde atılacak adımları, külfetle başbaşa bırakırız onları… İsimler takarız, bahanelerini hazırlar, tembelliğimize kılıf ararız. Kurulacak bir cümle, yüreğe kabul olmuş bir ruh, yüzdeki minik bir tebessümün mânâsını değiştirmedikçe niyetimizle, iflah olamayız; ne bugünümüzde, ne geleceğimizde…

Artık bilmeliyiz, zahmet değil, zorluk değil, niyet ile kendi kendine çoğalan güzelliktir hizmet… Ve bekler… Sadeliklerden doğan, bütün gönüllerden âhirete azık olmaya adanan yola çıkmayı ister… Bekler..

                                           Fatma ALADAĞ/Şebnem DERGİSİ

Tövbe ve Kulluk


Ya Rabbi, bütün günahlarıma  ettim” demekle insan temizlenmiş olmaz.

Ne cins günah işlemişsek cümlesini terk etmek, pişman olmak gerekir.

 ve 

Tövbe kemalât yolunun başlangıcıdır. Günahlara tövbe etmeden Allah’ın rahmeti, yardımı olmaz. Rasulullah s.a.v. Efendimiz bile

-”Ben günde yetmiş (bazı hadislerde yüz) defa tövbe ederim.” buyurarak Allah’ın huzurunda tövbe ettiğini ümmetine duyurmuştur.

“İsmet” sıfatına sahip, yani ilahi yardımla günah işlemekten uzak olan Efendimiz tövbe istiğfar ederken ümmetinin bundan geri durması mümkün değildir. Allah yolunda olmak isteyen bir mümin önce tövbesini ikmal eder. İşlemiş olduğu günahlar için af dileyip, tekrar işlememeye azmeder. Nefsini günahlardan kurtarır. Sonra yapmakla görevli olduğu vazifelere yapışır. Salih ameller işler ve ilahi rızayı kazanmaya çalışır.

Günahların mahiyeti çok geniş, cinsi sayılamayacak kadar çoktur. Yaşadığımız zamanın kötü şartlarından kaynaklanan, nefsimizin hilelerinden, gazap ve şehvet duygularından kaynaklanan çeşitli günahlar vardır. Ayrıca  itikadıyla yaşanmazsa günahlar daha da artar. Çünkü dini doğru yaşamak, doğru inanç sahibi olmaya bağlıdır. İnanç bozuk olunca ameller de bozulur.

Günahların mahiyetini, nelerin günah ve yasak olduğunu bilmedikçe tövbeler de yerini bulmaz.İnsan önce günahın farkında olup onun için tövbe etmelidir.

“Ya Rabbi, bütün günahlarıma tövbe ettim” demekle insan temizlenmiş olmaz. Ne cins günah işlemişsek cümlesini terk etmek, pişman olmak gerekir. Hangi işlerimizin ve hareketlerimizin günah olduğunu idrak edip anlayamazsak bugün samimi tövbe etsek de bir süre sonra aynı günahı tekrar işleriz. Dolayısıyla tövbemizi bozmuş oluruz. En emin, en güvenilir yol, erkek ve kadın bütün müminler için takva sahibi olmaktır. Yani Allah’tan korkup, her an O’nun gazabına uğramamak için dikkatli olmaktır.

Gerçek tövbe insanı takvaya götürür. Takva sahibi kişi Allah’ın azametinden korkar, haram işleri terk eder, şüphelilerden sakınır ve böylece tövbesinde sabit kalır. Takva ehli insanlar günah kapılarının çoğunu kapatmış, küçük günahlarına bile pişman olduklarından, Allah tövbelerini kabul eder ve tövbelerinde sabit kalmaları için yardımcı olur.
Bir insan ne kadar din bilgisine, ilme sahip olursa olsun, öğrendikleriyle amel etmezse ziyan içindedir. Bir konuda bilgili olmak o bilgiyle yaşamak içindir. Aksi halde o bilgi yük olur, zarar verir sahibine.

Şeytan da çok bilgi sahibiydi. Fakat kibri yüzünden bilgisi onu teslimiyete götüremedi. İsyan etti ve kovuldu.

Şeytan, inadı ve nefsaniyeti nedeniyle hatasından dönmemiş, suçu Allah Tealâ’ya yüklemiş ve “Sen beni azdırdın!” demiştir. Adem Aleyhisselam işlediği hatadan tövbe ederken, İblis tövbeden kaçmış, aksine insanları yoldan çıkarmak için mühlet istemiş, Ümmet-i Muhammed’in ve diğer beşeriyetin önüne çıkmıştır.

Şu halde mesele bilmek değil, bildiği ile amel etmektir. İnsan bildikleriyle amel ederse Allah Tealâ ona bilmediklerini de öğretir, o kulunun elinden tutup yardım eder, doğruluğa ulaştırır.

 Mehmet ILDIRAR
(-Ruhuna El )

Tövbe ve 

Bu makalede bir tasavvuf terimi olarak tövbe anlatılmıştır, tövbe sözcüğünün diğer anlamları ve kullanımları için lütfen tövbe makalesin bakınız.

NOT:

http://www.nasihatler.com/nasihatlerden/tovbe-ve-kulluk.html