SULTANIM EFENDİM


SULTANIM EFENDİM

Biz seni sevenler,
her mevsim Menzildeyiz:
Bahar gelirken,
nar çiçekleri açarken,
bağ bozumu ve harman zamanı…
Senin üzümünü, aşını ekmeğini yemeye,
dergahın çorbasını ve ayranını içmeye devam edeceğiz…
Hiçbir şey yapamaz isek bunları yapacak,
hiçbir şey olamaz isek, gene Menzil’de olacağız…
Zira Sen bizim “yol” Babamızsın…
Seyyidim, Güzel Efendim,
Gül Şeyhim, Sultanım, Gavs’ım;

“Zira Bizler “Ehl-i Beyt” sevgisini kendimize sermaye bilmişizdir…


Biz, ağır rahiyalı hacı kokularının mabedde bile insanı bunalttığı ve güzel koku sevgisini bile çarpık algılandığı bir zaman diliminde, siz Efendimiz’i mihrapta gül koklarken görmekten hoşnutuz. Gülü mabedimize soktuğunuz, onu mihrapta kokladığınız, güvercinler için saçak altlarına özel aşiyanlar yaptırdığınız, toprakta yürüdüğünüz ve toprakta oturduğunuz için; şehirlerden, kasaba ve diğer yerlerden fevç fevç size geliyoruz.

Horlanmış bir ümmet, ikiye ayrılmış bir millet ve kimlik bunalımına sürüklenen gençlik, sizi bulmakta ve benimsemekte gecikmedi. Ateşin ortasında oluşturduğunuz bahçede, renkler ve ırklar yan yana oturmanın, zikir halkası oluşturmanın ve müslüman kardeşi olmanın keyfini yaşıyor. Toprağa ilk tohumun atıldığı Harran ovasına el sallayan çıplak bozkır tepelerinde Rabbani tecellilerin ve Samedani istihzaların binlercesi mevsimler boyu uçuştu, durdu. Herkes gönlünce ve nasibince bir hoşluk yaşıyor ali himmetinizle.

Siz, vaktin iyice daraldığı karaların ve denizlerin bile kirlendiği bir zamanda geldiniz. Rabbim sizi, insanlık erdemlerinin dağ doruklarına kaçırıldığı, kalplerin darmadağın olduğu, şaşmaz ve değişmez ölçülerin bile makam ve mevki uğruna akademik tartışmalara mevzu edildiği bir zamanda, ahir zamanda göndermişti. İyi ki göndermiş. yoksa bizim halimiz nice olurdu? Hamdimiz, Alemlerin Rabbi olan ‘a mahsustur. Sizin amacınız insanlığı kurtarmak. Öğretiniz sadelik ve derinlik esasına dayanıyor ve siz, sözün ayağa düştüğü bir zamanda, sükutun zirvesinde kalmayı yeğliyorsunuz.

Siz Ahir Zaman Sultanı “Şartsız icazet” veriyorsunuz. Bizler Hatem’ün Nebi’nin (sav) ifadeleriyle “döküntü insanlar” ız. Bir ömrü, gecesi ve gündüzüyle, bizleri toplamakla geçiriyorsunuz. Bizleri çer çöp gibi toplayıp, yer ve gönül sofranıza kabul ettiniz. Yolu Menzil’e düşen ahir zaman gariplerinin eline ağaç kaşık ve arpa unu karıştırılmış kepekli ekmek tutuşturuyorsunuz. Büyük cedleriniz “Halil”ler ve “Habib”ler gibi olmak, size gerçekten yakışıyor ve siz Efendimiz, koluydu, bacağıydı, gömleğiydi-entarisiydi demeden, yangından ve bulanık selden, kimi neresinden tuttuysanız çekip çıkarıyor, kıyıya alıyorsunuz.

Yer dolusu hatalarla geldiğimiz Fırat kıyısındaki köyde, gene yer dolusu mağfiret buluyoruz. Orada tövbe etmenin, “yitik develer”i bulmanın ve Mevlalar Mevlası’nı sevindirmenin doğal sonucuydu bu. Siz ne ince ruhlu, ne asil soylu, ne güzel insansınız Efendim.

Biz seni sevenler, her mevsim Menzildeyiz: Bahar gelirken, nar çiçekleri açarken, bağ bozumu ve harman zamanı… Senin üzümünü, aşını ekmeğini yemeye, dergahın çorbasını ve ayranını içmeye devam edeceğiz… Hiçbir şey yapamaz isek bunları yapacak, hiçbir şey olamaz isek, gene Menzil’de olacağız… Zira Sen bizim “yol” Babamızsın… Seyyidim, Güzel Efendim, Gül Şeyhim, Sultanım, Gavs’ım;

“Zira Bizler “Ehl-i Beyt” sevgisini kendimize sermaye bilmişizdir…

Ş.Benekçi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s