“Tövbenin Hakikati” Mehmet Ildırar


Tövbeden maksat, yapılan hataların bağışlanmasını istemekle beraber onları terketmek,

ibadet ve taat noksanlarını da (zamanında kılınmamış namazları, tutulmamış oruçları vb.) kaza etmektir.

Kullara karşı tövbenin hakikati ise helalleşmekle, bu mümkün olmazsa fakihlerin buyurduğu gibi,

mirasçılarıyla helalleşmek, ölenin ruhuna hatim okuyup sadaka vermekle olabilir.

Tövbe eden kişinin günahlarının ağırlığından hayâ etmesi lazım gelir.

Yoksa sözde kalması ve pişmanlık duymadan söylenmesi ile gerçek tövbe olmaz.

Nedamet, yani pişmanlık, işlenen günahlar için kalbin sızlaması, yaptığına rahatsızlık duyması ile belli olur.

Bunun alameti günah işlemiş olmaktan dolayı hüzünlü, üzüntülü olmak, Allah’tan ve kullarından utanıp arlanmaktır.

Gerçekten tövbe etmek isteyenin hali böyledir.

Kalbi yumuşamış, gözü yaşlı olmuştur.

Günah işlemekten vazgeçmemiş kimsenin tövbesi ise yalancı tövbesi olur.

Fahreddin Razi hazretlerinin beyanına göre tövbe üç aşamadan sonra gerçekleşir.

Birincisi meydana gelen hatanın zararını bilmek, ikincisi bu zararı bildikten sonra haline üzülerek pişmanlık duymak ve üçüncüsü bu üzüntü üzerine halisane af dilemektir.

Aynı kaynağa göre tövbe altı manayı bir araya getirir:

1. Geçmişe nedamet etmek,

2. Gelecekte günah işlememeye azim göstermek,

3. Geçirmiş olduğu farzları kaza etmek,

4. Hakkına tecavüz ettiği insanların haklarını yerli yerince vermek,

5. Vücudunu haram lokmadan temizlemek,

6. Bedene ibadetin lezzetini tattırmak.

Bu şartlar kimde gerçekleşirse Allah’ın rızası, Rasulullah s.a.v.’in şefaati ile o insan hiç günah işlememiş gibi olur.
Sayılan altı şarta dikkat edildiği zaman, tövbe yalnız sözlü bir ifadeyle değil, bir ahlâkla, bir anlayışla, vücudun yeni bir safhaya dönüşü, nefsin sıfatlarının değişmesi ile olur.

Kalbin nuraniyetinin artarak Allah’a iltica edip kötü ahlâkın terkiyle olduğu anlaşılır.

Bunlar olmadan tövbe noksan olur.

Tövbenin hakikati için ilim, hal ve fiil gereklidir.

Tövbe için aranılan ilim, günahın büyük zarar olduğunu, kul ile sevdiği şeyler arasında büyük bir perde olduğunu, Rasulullah ve dostlarını incittiğini, melekleri gücendirdiğini, Allah’ın rızasından uzak kalmaya sebep olduğunu, böylece devam edip vefat ederse ahiret ve akıbetinin hüsranla neticelenebileceğini, tövbe edenin hiç günah işlememiş gibi olduğunu bilmektir.

Velhasıl tövbe yalnızca

“Ya Rabbi ben pişmanım.”

diye el açıp yüze sürmekle değil ahlâkı değiştirmekle, kalbi ilâhi idrak ve anlayışla süslemekle mümkündür.

Semerkand Dergisi

———————————————————————————————–

“Tövbeden Sonra”

Mehmet Ildırar

Allah’a tövbe ettikten sonra talep edilen neticelere ulaşmak için günahlara karşı dikkatli olmak gerekir.

Aksi halde günahların kul ile Allah arasına koyduğu perde kalkmaz.

Günah işlemeye devam ettikçe kalpten Allah sevgisi çıkar, yerini Allah’tan başka şeylerin sevgisi alır.

Kulun bu yüzden şiddetli hesaba çekileceğini bilmesi gerekir.

Kişi hangi günahı işliyorsa, onu Allah’tan ayıran, uzaklaştıran o günahtır.

Şeytan ve nefs ne kadar süslese, küçük gösterse de, kul için günah en büyük düşmandır.

Düşman olan günahtan tiksinilmelidir. Günahtan nefret etmedikçe tövbenin tadına varılamaz.

Bir kimse günahını fark edip tövbe edince kötü halini itiraf etmiş olur.

Kötü halinin perde olduğunu, Allah Tealâ’nın o perdeyi ortadan kaldırıp affına mazhar edeceğini bilir.

Diğer taraftan kul, tövbeyi Allah Tealâ’nın onun kalbinde yaratıp sebeplerini kolaylaştırdığını bilmelidir.

Oysa biz günahımızı kendimizin yeneceğimizi zannediyoruz. “Ya Rabbi, bu nefsin elinden bıktım.

Çok suçlu olduğumu biliyorum. Bana tövbeyi nasip et.” demesini bilmeliyiz.

Tövbe suresinin 118. ayetinde Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“…Allah’(ın azabın)dan yine O’na sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı.

Sonra (eski hallerine) dönsünler diye onların tövbelerini de kabul etti.

Şüphesiz Allah, tövbeyi çok kabul eden ve çok merhamet edendir. ”

Tövbenin sonuç vermesi için, duası kabul olunan zatlara hizmet etmenin de büyük faydası vardır.

Onlara hizmet İslâm’ın gönüllerde neşvü nema bulmasına sebep olduğundan insanı Allah’a götüren yolların en keskinidir.

Muhtasar sahibi Halil Malik hazretlerinin mürşidi, tuvaletlerin temizlenmesi için temizleyici aramaya çıkmıştı.

O esnada bir genç, kürek, kova, su… ne lazımsa aldı geldi ve tuvaletleri temizledi.

Şeyh döndüğünde tuvaletlerin temizlenmiş olduğunu görünce ellerini açıp:

“Allahım, bu genç bizim tuvaletlerimizi temizledi, sen de onun kalbini temizle.” diye dua etti.

O genç bu dua ile kâmil bir insan oldu.

İmam Yafiî hazretleri de şöyle buyuruyor: “Birçok ayyaş suçlarını bildikten sonra nefslerini ayakları altına alıp meşayihin hizmetine girdiler. Allah Tealâ onların kalplerine sevgi kapısını açtı.”

Tövbenin sonuç vermesi için kötü arkadaşları da terk etmek gerekir.

Onlar terk edilmeden iyilerle arkadaş olunamaz ve bu yüzden tövbe de tam olarak gerçekleşmez.

Kâmil insanlara yakın olup kusurları düzeltmeye; kalbi irşad olmaktan alıkoyan işlerden uzak tutmaya; namaz, oruç ve zekât gibi borçları da ödemeye çalışmalıdır.

Tövbe edip Allah’a dönmek isteyenin gayreti boşa çıkmaz.

Büyükler onun için dua eder, yol gösterirler. Allah Tealâ da kulunun gayretine affıyla, merhametiyle karşılık verir. …

Semerkand Dergisi

 

 

——————————————————————————————

“Makbul Tevbenin Alametleri” Mehmet Ildırar

Herkes tevbe ettiğine kanaat getiriyor, yalnız tevbelerin kabulünün bazı şartları vardır.

Üç meseleyle tevbekârın alameti belli olur:

Dilini lüzumsuz söz, gıybet, söz gezdirme, yalan gibi afetlerden korur.

Hiç kimseye karşı kalbinde haset ve düşmanlık yoktur.

Bütün günahlarından ve kötü arkadaşlarından Allah Tealâ onu ayırır.

Şu halde tevbe , sadece sözleri ile: “Ya Rabbi bağışla, ben pişmanım.” demekten ibaret değildir.

Tevbenin hukuku çok derindir.

Mümin kendisi için istediğini başkaları için de istemedikçe kâmil olmaz.

Şu halde tevbelerimiz noksandır. Kâmil bir makama götürmek için tevbenin hakikatına , tevbe -i nasuha ulaşacak sebeplere yapışmamız lazım gelir.

Ulemanın bildirdiğine göre, Allah Tealâ tevbekâr kuluna dört ikramda bulunur:

Kötü arkadaşları bırakır. Zira kötü arkadaş insanın kötü yola gitmesine vasıtadır.

Hadis-i şerifteki: “İmanın en alt derecesi yoldaki taşı kaldırmaktır.”

sözlerini Şah-ı Nakşibend Hazretleri şöyle açıklamıştır:

Yoldaki taştan maksad nefstir . Zira Allah yolundaki insanın en kötü arkadaşı kendi nefsidir.

Tüm taatlara yönelik olmak şartıyla ve ibadetleri ifa etmekle her günahı bırakır.

Kalpten dünya sevgisi gider.

Ahiret hüznü yerleşir.

Allah Tealâ’nın kefil olduğu şeylere karşı bir endişe duymaz, fakat akıbetinin ne olacağını da kestiremez.

Ebu Ümame Bahilî Hazretleri, Rasul-i Kibriya s.a.v.’den şöyle rivayet etmiştir:

“Sağ taraftaki melek sol taraftaki meleğin kumandanıdır.

Kul bir iyilik yaptığı zaman hemen onun lehine on iyilik yazar.

Kul bir kötülük işlediği zaman sol taraftaki melek onu yazmak isterse sağdaki melek şu emri verir.

‘Şimdilik dur!’

Bu şekilde onun hatasını altı veya yedi saat bekleyerek, kul ettiğine tevbe edip Allah’dan bağışlanmayı isteyene kadar yazmaz.

Allah’dan bağışlanmasını istemediği takdirde onun aleyhine bir kötülük yazar.”

Hz. Ebu Bekir r.a.’dan bildirilen hadis-i şerifte de Efendimiz s.a.v. şöyle buyuruyor:

“Bir günah işlediğinizde derhal bir iyilik edin.

Zira abdest ve gusül alır da Allah’ın huzuruna durup iki rekât namaz kılar, o iyilikten sonra bir tevbe ederseniz, Allah Tealâ sizin tevbenizi kabul buyurur.”

Bunun için her birimizin günahın arkasından iyilik etmeyi adet edinmemiz lazım gelir.

Nice arif menkıbelerinde vardır ki, murad için bir arif-i billaha giden kimse, o mübareğin şöyle bir hitabıyla karşılaşır.

– Yanında biraz para filan var mı?

– Var efendim.

– Sen git, onunla yetimlere ve sadakaya muhtaç olanlara iyilik et.

Elinden gelirse birkaç gün oruç tut.

Gece seherlerde kalk, bir miktar namaz kıl.

Sonra Allah Tealâ’ya sıdk ile tevbe et, Allah Tealâ seni muradına erdirir.

Görülüyor ki iyilikler kötülükleri yok ettiği gibi, her bir kötülük de makamımızı aşağıya dü şürür.

İmam-ı Hasan r.a.’dan beyan buyurulan hadis-i şerifte Rasululah s.a.v. şöyle buyurmu ştur:

“Her kulun iki meleği vardır.

Bunlar Kiramen Kâtibin’dir .

Sağ taraftaki melek sol taraftakininin kumandanıdır.

Kul kötü bir iş işlediği zaman sol taraftaki melek sorar:

‘Bunu yazayım mı?’ Sağ taraftaki şöyle buyurur: ‘Beş günah işleyinceye kadar yazma.’ Beş günah işledikten sonra sol taraftaki tekrar sorar: ‘Yazayım mı?’ Sağ taraftaki melek: ‘Bir iyilik yapıncaya kadar bekle.’ der.

Bir iyilik yaptığı zaman sağ taraftaki melek şöyle der:

‘Bize bir iyiliğe on sevap yazmamız emredildi.

Gel, bu yaptığı bir iyilik için on kötülüğü silelim.

Ayrıca lehine beş iyilik yazalım.’ Bunun üzerine şeytan bağırıp sızlanarak:

‘Ben insanlara ne zamana kadar yetişebileyim!’ der.”

Allah Tealâ buyurmuştur:

“Muhakkak ki ben, tevbe eden, inanan ve yararlı iş yapan, sonra doğru yola giden kimseyi bağışlarım.”

Tevbede sabit kalmanın en güzel yolu sadıklarla beraber olmak, gönlünü Allah’a bağlayan, ilmiyle âmil ulemanın, ariflerin terbiyesine girmektir.

http://www.dervisler.net/semerkand-dergisi/semerkand-dergisi-‘mehmet-ildirar’/15/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s