Gıybet edene sus diyen kimseye yüz şehit sevabı vardır.”


Gıybet ve iftira
Türkçe karşılığı “çekiştirme” olan gıybeti, Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz “Birinizin, kardeşini hoşlanmayacağı şeyle anmasıdır.” diye tarif etmiş, “Din kardeşinin yüzüne karşı söylemediğin şeyi ardından söylemen gıybettir.” (Ebû Davud) buyurmuştur.
Dolayısıyla bir kimsenin bedeni, soyu, ahlâkı, işi, sözü, dini, dünyası, elbisesi, evi, arabası velhasıl her şeyiyle ilgili, işitince üzüleceği bir kusuru arkasından söylemek gıybettir.
Eğer hakkında konuştuğumuz kişi yanımızda olsaydı cümlelerimizi değiştirme ihtiyacını hissedecek miydik? Cevabımız evet ise, -doğruyu söylemek kaydıyla- bu yaptığımızın adı gıybettir. Söylediklerimiz onda yoksa ayrıca bir de iftirada bulunmuş olacağız ki, bu daha da büyük bir fecaattır.
O bakımdan, bir müslümanın gözüyle görmediği, kulağıyla duymadığı, inceleyip araştırmadan başkalarına naklettiği dedikoduların iftiraya dönüşmesi işten bile değildir. Dilden dile dolaşan bir sözün değişime uğramadan tam olarak doğruyu ifade etmesi çok zordur. “Her duyduğunu nakletmesi, kişiye yalan olarak yeter.” (Müslim) buyrulmuştur.
Dinleyen, hakkında konuşulan kişiyi tanımıyorsa gıybet olmaz. Kâfirin gıybetinin ise caiz olup olmadığı ihtilaflıdır. Fakat mal, can, ırz ve dini için müslümanlar tarafından güvence verilmiş olan Ehl-i Kitap (Yahudi ve Hıristiyan) zimmîlerin gıybetini yapmak da caiz değildir.


Ya sevabımız çok, ya aklımız yok!
Herhangi bir cemaatin veya bir topluluğun gıybetini yapan kimse o cemaat ve topluluğun bütün fertlerini gıybet etmiş sayılır. Bu gerçekten çok ağır bir vebaldir. Onların tamamı haklarını helal etmedikçe, ihtimal ki kurtulamaz. Üstelik bu tür gıybetlerin içine iftiranın girmemiş olması da zor bir ihtimaldir.  Zira çoğu kulaktan dolma laflardır.
Cemaatleri ve onların önündeki zatları tenkit etmenin tehlikeli bir yönü de şudur: Siz tenkit edersiniz, başkaları da sözün nereye varacağını hesap etmeden kalkar sizi ve sizin önünüzdeki zatları tenkit eder, farkında olmadan kafasını taşa çarpar. Böylece muhatabınıza büyük zarar vermiş ve tabii bu tahrikin baş müsebbibi olarak işlenen manevi cinayetin ortağı olmuş olursunuz.
Sırf siyaset taassubuyla kendi partisinden olmayan halis bir mümini kötüleyen, fakat kendi partisinde nifakını gizlemeyen birini aklayıp göklere çıkaran müminde ne kadar iman şuuru vardır, bilemeyiz. Fakat böylesine fanatik insanları ancak şeytanın alkışlayacağı kesindir.
Bazı kendini bilmez insanların da adeta eline mühür alıp, kendileri gibi düşünmeyen herkese kâfir damgası basmalarını anlayabilmek, dinen izah edebilmek mümkün değildir. Zira bir mümine yapılabilecek en ağır iftira, ona kâfir demektir.
Bu iftiranın büyüklüğünden dolayı Kur’an bizi insaf ve itidale davet ederek buyurur ki:
“Ey iman edenler! Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman iyi anlayıp dinleyin. Size selam verene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek ‘Sen mümin değilsin!’ demeyin. (…)” (Nisa, 94) buyurmaktadır.


Sessiz gıybet
İnsanı aşağılamak, kusurlarını belirtmek, hoşlanmayacağı şeyleri açığa çıkarmak için yapılan her türlü alay, ima, taklit, işaret, yazı, resim, karikatür ve komedi gösterileri gibi beden diliyle yapılan gıybetler birer sessiz gıybettir.
Mesela bir insanın kısa veya uzun boylu oluşunu, topallığını eleştirmek için eliyle ya da bedeniyle işaret etmek gıybettir.
Taklit, komedi, mizah: Günümüzde sanat olarak icra edilen bu dallarda belirli şahıs ve zümreleri hedef alarak onlarla eğlenmek gıybetin belki de en ağır şeklidir. Çünkü taklit, sözden daha açık bir tasvirdir. Yüz ifadelerini, konuşmalarını, yürümelerini ve sair hallerini tasvir etmektir.
Ne yazık ki, zamanımızda bu sanat biçimleri ile çok sayıda insanın dinlerine, ahlâkî değerlerine, aile hayatı ve mahremiyetlerine, şeref, haysiyet ve itibarlarına saldırılmaktadır. Bu gibi mütecaviz sahneleri seyredenler medeni ölçüler içinde tavırlarını ortaya koymalı, hiç değilse kalben buğzetmelidirler.
Bir de özürlü insanları veya meczupları önüne alıp onlarla huzurunda veya gıyabında eğlenmek, adinin de adisi bir davranış biçimidir ve tehlikeli bir oyundur. Bazen böyle mazlum insanlara dokunmak gayretullaha dokunabilir. O takdirde bela aciliyet kazanır ve yapanın başına iner.
Şu hususu hatırdan çıkarmamak gerekir: İster mazlum ister günahkâr olsun, insanların taklidini yapıp onlarla eğlenmek sanıldığının aksine büyük bir cürümdür. Kur’an-ı Kerim’de: “Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı eğlenmeyi adet edinen herkesin vay haline!” (Hümeze, 1) buyrulmak suretiyle meselenin vahametine işaret edilmektedir. Diğer bir ayet-i kerimede de şöyle buyurulur:
“Ey müminler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe etmezse işte onlar zalimlerdir.” (Hucurat, 11)
Yazı, resim, karikatür: Günümüzde revaçta olan gıybet çeşitlerinden birisi de budur. Bir yazar veya ressamın muayyen bir şahsı ele alarak aleyhinde yazıp çizmesi gıybettir. Ancak bunu gerektiren sebepler varsa, mazur görülebilir. O sebepler de aşağıda anlatılacaktır.
Yazıp çizmenin dinen kuralları olduğu gibi, evrensel ahlâkî kuralları da vardır. Evrensel kurallara göre de bir yazı, resim veya karikatür; başkalarına hakaret içermemeli, yalan ve iftiradan uzak olmalı, kamu düzenini bozmamalıdır.
Yazar, çizer, sanatçı, siyasetçi, ilim adamı, gazeteci, din adamı gibi şahıslar toplumu yönlendiren, görüşleri ve düşünceleri ile onları etkileyen kimselerdir. Bunlar birbirlerinin görüşlerini elbette eleştirebilmeli, doğru neyse onu tespit etmeye çalışmalıdırlar. Ancak eleştiriler mümkün olduğunca şahsa yönelmemeli, fikirler eleştirilmeli, kırıcı, yıkıcı değil yapıcı, yol-yöntem gösterici olmalıdır.
Kişilerin özel hayatına katiyen girilmemeli, ar, namus, iffet ve haysiyetiyle oynanmamalıdır. Hz. Peygamber s.a.v.: “Bazılarına ne oluyor ki, şöyle şöyle yapıyorlar?” (Ebu Davud) buyurmak suretiyle, isim belirtmeden uygunsuz bulduğu tavır ve düşünceleri gayet müspet bir şekilde düzeltirdi.
Şayet isim belirtmek zaruret haline gelirse, kendisinin filancanın görüşüne katılmadığını, doğrusunun şöyle şöyle olması gerektiğini belirtmekle yetinmeli, gerekiyorsa bunun sebeplerini izah edip, yanlış bulduğu düşünceleri gayet seviyeli ve yapıcı bir üslupla eleştirmelidir.
Bunun ötesinde (bazı istisnaları hariç) aşağılayıcı her türlü yazı ve çizimler gıybettir. Bu tür gıybetler de çoğu kere yalan ve iftirayla birlikte işlenir. Böyle kişilerin basın yayın yoluyla yaptığı bir gıybet, bütün toplumu içine alarak milyonlarla gıybet günahını işletebilir. Ayrıca önü alınmazsa ileride yığınla musibetlere yol açması ihtimali de vardır.
İnsan hak ve özgürlüklerinin bayraktarlığını yaptığını iddia eden Batı, hak ve hürriyet adına zerre kadar duyarlılığı olsaydı, bir dinin kutsallarıyla oynanmasına müsaade etmezdi. Hiç değilse alkışlar vaziyette bir tutum sergilenmezdi.
Gafletin çok ötesindeki bu hıyanetin, bu provokasyonun maksadı ne olursa olsun, insanlık tarihinden kolay silinmeyecek ve Batının yüz karası olarak tarihe geçecektir. Kim bilir belki de bu olay, yüz kızartıcı işkencelerle birlikte Batı medeniyetinin çöküşünün başlangıcı olarak hafızalardan hiç silinmeyecektir.


Pasif gıybetçiler
Gıybetin bir çeşidi de, gıybet edenin hevesini artırmak ve daha çok konuşturmak için güya şaşkınlık izhar ederek: “Deme yahu… ben böyle bilmezdim… ondan hiç beklemezdim… Allah şerrinden korusun!” türünden söylenen sözlerdir. Bu gibi sözler bir tarafa, hiçbir şey söylemeden dinlese bile, teşvik ve gıybet hükmüne geçer.
Rasul-i Ekrem s.a.v: “Dinleyen de gıybet edenlerden biridir.” (Taberanî) buyurmuştur.  Ancak dili ile reddeder, sözü değiştirir ya da o meclisi terk ederse kurtulur. Şayet güç yetiremeyeceği bir toplum olursa en azından kalbiyle reddetmelidir. Aksi halde yapılan gıybete ortak olur.
İçinden dinlemeyi arzu ettiği halde yapmacık bir ifadeyle “Boş ver, gıybet oluyor” türünden laflar edip gerekli tavrı göstermezse bu da nifak alametidir. İçinden de gıybeti kerih görmedikçe günahtan kurtulamaz.
Hz. Peygamber s.a.v: “Kimin yanında bir mümin (aleyhinde konuşulmakla) zillete düşürülür de, gücü yettiği halde ona yardım etmezse, Kıyamet günü mahlukat arasında Allah Tealâ onu zelil eder.” (Taberanî) buyurarak, böylelerinin acıklı halini tasvir etmektedir. Diğer bir hadiste ise, şöyle buyrulmaktadır:
“Gıyabında din kardeşinin namus ve şerefini koruyan kimseyi Allah cehennemden azad edecektir.” (Ahmed, Müsned)
Bu devirde Hz. Peygamber s.a.v.’in yoluna uymakla Allah Tealâ’nın emirlerini yerine getirmeye gayret eden bir kimseye hadis-i şerifte yüz şehit sevabı vaat edilmiştir. Bu nokta-i nazardan olmalı ki, Abdülhakim Arvasî Hazretleri k.s.,

“Gıybet edene sus diyen kimseye yüz şehit sevabı vardır.” demiştir.

Semerkand Dergisi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s